Abdurrahman Şimşek: MİT'in Oslo süreci ve Hakan Fidan'ın barış sürecindeki rolü

Abdurrahman Şimşek: MİT'in Oslo süreci ve Hakan Fidan'ın barış sürecindeki rolü / SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, çözüm sürecinin bilinmeyenleriyle ilgili SON.TV’ye önemli açıklamalarda bulundu. / Oslu süreci, mit, milli istihbarat teşkilatı, abdurrahman şimşek, sabah gazetesi özel istihbarat müdürü, pkk,şenkal atasagun, ömer adıyaman, son.tv, son.tv özel röportaj

SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, çözüm sürecinin bilinmeyenleriyle ilgili SON.TV’ye önemli açıklamalarda bulundu.

SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, devlet içinde örgütlenmiş bir yapının, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın inisiyatifinde yürütülen çözüm sürecini sabote etmesi yüzünden 2009’daki Oslo görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.

SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, çözüm sürecinin bilinmeyenleriyle ilgili SON.TV’ye önemli açıklamalarda bulundu. Şimşek, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), Kandil’e karşı Kürt siyasetinin önünü açmak için BDP’li vekilleri İmralı ile arabulucu tayin ettiğini söyledi. Şimşek’e göre 2009’daki Oslo ve Habur sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasında devlet içinde örgütlenmiş bir yapının, MİT’in çözüm süreci politikasını sabote etmesinin etkisi vardı. Şimşek, “Habur’da 34 PKK’lıya serbest bırakma sözü verilmişti. Ancak bu kişiler tutuklanınca devlet sözünü yerine getirmemiş olarak algılandı ve ardından KCK operasyonları da başlayınca barış umudu tamamen söndü” dedi. Şimşek’in, SON.TV’ye verdiği özel röportaj:

- Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) geçmişte hiç olmadığı kadar istihbarat, dış politika ve siyaset konularında etkin olduğu görülüyor. Bu değişimin sebebi nedir? Yeni MİT’in, ‘eski MİT’ten farkını açıklayabilir misiniz?

MİT, Türkiye’nin ulusal güvenliğinden birinci derece sorumlu olan bir kurum. Bu, geçmişte de böyleydi. Ama Geçmişte MİT, bırakın ulusal güvenliğimizi, kendi teşkilatını dahi koruyamıyordu. Her askeri darbede Türk istihbaratı giderek daha çok içe kapandı. 1960’lı yıllarda MAH’tan MİT’e geçişlerde askerin ağırlığı hissedilir düzeydeydi. 1980’li yıllara geldiğimizde sivilleşmenin adımları yavaş yavaş atıldı. Teşkilat içinde askeri unsurlarla sivil unsurların çatışması maalesef bir MİT Müsteşar Yardımcısı’nın -Hiram Abas’ın- Dev-Sol tarafından öldürülmesiyle son buldu. 1990’lı yıllara gelindiğinde Dışişleri kökenli Büyükelçi Sönmez Köksal’ın MİT’e müsteşar olarak atanmasından sonra sivilleşme ivme kazandı. Eskiden MİT, darbeleri haber vermeyen, aksine darbe tehdidini gizleyen bir servisti. Teşkilat bağımsız da değildi. Mesela geçmişte MAH başkanlarının ABD’den zarfla maaş aldıklarını biliyoruz. Yöneticileri Amerika’nın verdiği maaşlarla geçinen bir istihbarat örgütü, Türk siyasetine nasıl yön verebilirdi ki?

MİT’İN PKK DİPLOMASİSİ


Milli İstihbarat Teşkilatı, Şenkal Atasagun döneminin sonuna kadar bu düşük profilli görüntüyü devam ettirdi. Zaten müsteşarlar -Sönmez Köksal dönemini hariç tutarsak- sivil de olsa, Başbakanlık’tan çok Genelkurmay’a bağlıydı. 1992 yılına kadar MİT’e üst düzey atamaları Genelkurmay yapardı. Teşkilata atanan müsteşarlar korgeneral, daire başkanları da albaylardan oluşurdu. MİT, askeri vesayetten kurtuldukça giderek Türkiye başbakanlarına kısıtlı da olsa bilgi vermeye başlamıştır. Müsteşar Emre Taner döneminde ilk kez Türkiye’nin Kürt politikası şekillendi. Daha önceleri ise MİT, Türkiye’nin Kürt politikasında Başbakanların algısını ‘Genelkurmay’ın askeri çözüm’ stratejisi ile yönlendiriyordu. Emre Taner, bu politikayı değiştirirken çok dikkatli davranmak zorundaydı. Taner’in 2006 yılında hazırladığı raporda Türkiye’nin Kürt politikasının ne olması gerektiği hususunu içeren ifadelere yer verildi. Taner; askerin sert yaklaşımlarına rağmen, barış sürecinin gerekirse İmralı, Kandil ve Avrupa’daki Kürt siyasetçilere kadar uzanan gri alandaki gizli toplantılarda devam ettirilmesi gerektiğini savundu. Emre Taner’in yoğun PKK diplomasisi ilk meyvesini Ekim 2009’da verdi. Irak’taki Kandil Dağı ve Mahmur Kampı’nda bulunan 34 PKK’lı Habur Gümrük Kapısı’na gelerek güvenlik güçlerine teslim oldu. Ancak Habur’dan gelen PKK üyeleriyle DTP’nin Diyarbakır’da adeta şov yapmasına engel olunamadı. PKK’lılar otobüsün üzerine çıkarıldı, canlı yayınlarla propaganda yapıldı. Asıl önemlisi, perde arkasında barış sürecinin devlet ayağında yer alan MİT’in patronu Emre Taner’e, teslim olacak 34 PKK’lının soruşturma savcıları tarafından serbest bırakılacağı sözü verilmişti. Ancak bu söz yerine getirilmedi. Ekim 2009’da 10 PKK’lı tutuklanarak cezaevine gönderilince 2009’da ‘barış bebeği’ ölü doğdu. Bu durum örgütün siyasi partisi DTP ile Kandil’i agresifleştirdi.

‘OSLO’YU DEVLET İÇİNDEKİ BİR GÜÇ SABOTE ETTİ’


2009’daki Oslo ve Habur sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasında devlet içinde örgütlenmiş bir yapının, MİT’in çözüm süreci politikasını sabote etmesinin etkisi vardı. Habur’da 34 PKK’lıya serbest bırakma sözü verilmişti. Ancak bu kişiler tutuklanınca devlet sözünü yerine getirmemiş olarak algılandı ve ardından KCK operasyonları da başlayınca barış umudu tamamen söndü.

MİT’in o dönemde hesaplayamadığı şey şuydu: PKK üyelerinin tutuklanması başka bir iradenin barış sürecine olumsuz anlamda müdahil olmaya çalıştığını gösteriyordu. Çok sürmeden yurt genelinde KCK operasyonları hız kazandı ve binlerce kişi gözaltına alınarak cezaevlerine gönderildi. Bu arada Oslo müzakereleri medyaya sızdırılarak barış sürecinin âdeta baltalanmak istendiği de görüldü. Bunun yanı sıra medyada psikolojik harekât kokan haberler yapılmaya başlandı. Bu haberlerin dozu, Emre Taner’in ardından MİT’in başına geçen Hakan Fidan’ın göreve gelmesinden sonra arttı. Sanki Müsteşar Hakan Fidan, ülkeyi bölüyormuş algısı yaratılmaya çalışılıyordu. Psikolojik operasyonların amacı, aslında Türkiye adına müzakereleri 2009 yılında kapalı kapılar ardında Oslo’da sürdüren Milli İstihbarat Teşkilatı’nı zor duruma düşürmekti. Nitekim bu görüşmelerden dolayı 2012 yılında KCK soruşturmalarında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT eski Müsteşarı Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş KCK şüphelisi olmaktan son anda kurtuldular.

‘PKK’LILARI SERBEST BIRAKMA SÖZÜ YERİNE GETİRİLMEDİ’


Hâlbuki bu görevi MİT’e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan büyük bir siyasi risk alarak vermişti. MİT’in devlet adına üstlendiği önemli görev, 30 yıldır akan kanı durdurmaktı. Bu bağlamda şimdi yaşanan barış sürecinde olduğu gibi PKK eylem yapmayacak, devlet de operasyonları ‘mütekabiliyet’ esasına göre durduracaktı. Bu, karara bağlanmıştı. Ama MİT’in Oslo’da kesin bir isteği vardı. PKK mutlaka silah bırakacak ve eylem yapmayacaktı. Emre Taner’den görevi devralan teşkilatın yeni patronu Hakan Fidan, sekteye uğratılmaya çalışılsa da PKK ile müzakereleri yürütmekte kararlıydı. Başbakan Erdoğan’dan tam yetki alan Fidan, müzakerelerin artık gizli değil, Türkiye toplumunun bilgi alma sınırları içinde yapılması yönünde radikal bir karar aldı. Bu çerçevede barış görüşmelerinin üçüncü bir ülkede değil, Türkiye’de İmralı-Ankara, Ankara-BDP hattında yürütülmesi kararını aldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, PKK, daha doğrusu Kandil ile doğrudan görüşmeleri minimum seviyeye indirerek müzakere rolünü üstlenmek isteyen siyasi kanada yani, BDP’ye inisiyatif verdi. Böylece BDP’li milletvekillerinin, hem Kandil nazarında, hem de halk nezdinde siyaseten güçlenmesini sağladı. Hakan Fidan, Türkiye’nin dünyadaki dış politik anlamda yükselişini gördüğü kadar içerdeki siyaseti de iyi okuyabiliyordu. Geçmişteki tecrübeler biliniyordu. 1991 yılında HEP milletvekillerinin Meclis’te polis tarafından gözaltına alındıklarını ve Kürt siyasetçilerin adeta siyaseten nefes alamadıklarını görmüştü. Bu durum aslında terör örgütü PKK’nın askeri gücünü daha da artırıyordu. Mecliste siyasi ambargoya tabi tutulan HEP, DEP, DTP ve BDP milletvekilleri deyim yerindeyse adeta örgütün kuklası gibi siyaset üretemeyen bir konuma gelmişti. MİT’in patronu, işte bu dengesizliği görerek İmralı sürecinde siyasi kanadın önünü açtı. Halkın desteğini alan BDP’liler Meclis’te siyaset sahnesinde etkili oldukça Kandil’e silah bırakması yönünde daha fazla baskı yapabilmeye başladı.

Devlet de verilen onca şehide ve maddi kayıplara karşın sorunun askeri yöntemle çözülemeyeceğini gördüğü için Kürt siyasetinin önünü açtı.

Sorun, siyasi alana taşındı. Sonuçta çözüm sürecinin şu ana kadarki en büyük başarısı, silahların susmuş olması ve sorunun siyasi düzeyde tartışılmaya başlanmış olmasıdır. Milli İstihbarat Teşkilatı, sorunu silahsız ve siyasi alana çekmeyi başarmıştır. Bu çok önemli bir ilerlemedir. Bu süreç devam ederken etkin istihbarat politikası sürdürülecek. Düz ovada siyaset dönemi Kürt sorununu adım adım çözüme kavuşturabilir.

Oslu sürecimitmilli istihbarat teşkilatıabdurrahman şimşeksabah gazetesi özel istihbarat müdürüpkkşenkal atasagunömer adıyamanson.tvson.tv özel röportaj

Künye - İletişim - Reklam
Son.tv'te yayınlanan makalelerin hukuki sorumluluğu sahibine aittir. Ayrıca basın ilke ve ahlak kurallarına uymaya söz veren Son.tv aynı şekilde muhtaplarının da hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda özel haberlerinin kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılması durumunda hukuki yollara başvurur.