HSYK'nın korsan bildirisinin perde arkası

HSYK'nın korsan bildirisinin perde arkası

17 Aralık'ta başlayan darbe girişiminde çok önemli rol üstlenen HSYK (Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu) 'nın yayımladığı ve AK Parti Hükümeti tarafından 'Korsan' şeklinde adlandırılan bildirinin dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bilgisi ve onayı dahilinde olduğunu kaleme aldığım yazı çok ses getirdi. Hal böyle olunca da tabii Ergin,

“İhanetin Belgesi”

başlıklı makalemle ilgili basın açıklaması yapma zorunluluğu hissetti. Söz konusu açıklama tarafıma ya da Son.Tv'ye yapılmış olmamasına karşın biz o açıklamayı objektif yayıncılığın kuralı gereği aynen kullandık. Kaldı ki ben, aleyhime olan bu açıklamayı olduğu gibi kendi twitter adresimden paylaştım.

Sanırım açıklamayı okumuşsunuzdur. Ergin, altında 13 HSYK üyesinin imzasının yer aldığı bildirinin 1. Daire Başkanı İbrahim OKUR tarafından şahsına mail olarak gönderildiğini kabul ediyor. Ancak hemen ardından metni okuduktan sonra uygun bulmadığını, hatta bu bildirinin eski HSYK'nın bildirilerinden daha kötü olduğunu, bu nedenle onaylanmadığını Okur'a ilettiğini söylüyor. Ve hatta ek olarak da o günlerde kabine değişikliği aşamasında olduklarını ve söz konusu bildiri meselesinin yeni gelecek bakanla müzakere edilerek karar verilmesinin daha doğru bir yol olacağını aktardığını söylüyor...

Biliyorsunuz ki o ilk yazıda sadece Okur'un ekte bildirinin ilk halinin yer aldığı ve dönemin Adalet Bakanı Ergin'e gönderilen e-mailin belgesini yayımladık. Ergin'in HSYK 1.Daire Başkanı Okur'un mailine cevabı gayet net; ”Ankara'ya geldim. Vicahi görüşelim. Bu haliyle yapmayın bu açıklamayı...”

Yani iddia ettiği gibi; ”Kesinlikle uygun bulmuyorum. Yayınlamayın” mealinde falan bir ifade yok. Türkçe çok basit ve kolay anlaşılabilir bir dildir. Sanırım hiçbirimiz; ”Bildiriyi sakın yayımlamayın” ile “Bu haliyle yayımlamayın” cümleleri arasındaki farkı kavrama zorluğu çekmeyiz.

Gelelim şimdi Sadullah Ergin'in cevabından sonra yaşananlara...

HSYK 1. Daire Üyesi İsmail Aydın ve Gazeteci Sevilay Yükselir ile Abdurrahman Şimşek'in de olduğu toplantıda İbrahim Okur'un anlattıklarından hafızamda kalanları sizlere aktaracağım... Şöyle diyor Okur yaşanan gelişmelerle ilgili; “Ertesi günü yani Salı günü 3. Daire Başkanı Ahmet Hamsici ile birlikte Sadullah Bey'i ziyarete gittik. Birlikte makam odasının arkasındaki odada yemek yedik. Ben metnin bir çıktısını kendisine verdim. Bunu basın açıklaması olarak yapmayalım” dedi sonra da ;”Genel Kurul ne zaman?” diye sordu. “Çarşamba yani yarın” dedik. “Çarşamba yakın olur, perşembe yapın siz” dedi. Neden? Çünkü Başbakan yurt dışından dönecekti ve kabine değişikliği olacaktı o gün. Bildirinin girişinde Başbakan'ı yönelik ifadeleri değiştirmemizi istedi. Bir de Müsteşar Birol Bey'e şerh koyması yönünde talimat verdi. Ben kendisine sayın bakanım sivri olan yerleri neresiyse söyleyin düzeltelim dedim. Her tarafı sivri dedi. Ama bunu yapmayıp, ne yapalım… dedi… Hasan Doğan aradı bizim yanımızda. Başbakan o gün yurtdışından gelecekti. Yarın için köşk’e bir randevu talebiniz var mı diye sordu... Bunun üzerine kurula döndük. Üyeleri toplayıp Bakanla birlikte kararlaştırdığımız metni okudum. Ve yayımlanması konusunda karar kılındı ancak Sadullah Bey'in açıklama için 2 gün beklememizi istediğini söyledim. Buna itiraz edenler oldu ama sonunda ikna ettik. Durum budur”

Ben şimdi izninizle yazdıklarımı tamamen iftira ve kurgu olarak yaftalayan Sayın Ergin'e sormak istiyorum; Velev ki Sayın Bakan dediğiniz doğru. Yani siz aslında o bildirinin yayımlanmasına şiddetle karşı çıktınız. Hatta yayınlanmaması konusunda gayret gösterdiniz. Peki bundan ilk önce niye Başbakan'ın haberi olmadı? Ya da diğer kabine üyelerinin. Madem biliyordunuz böyle bir bildiri yayımlanacak ve HSYK korsan bildiri yayınlayacak, neden Başbakan'ı uyarmadınız bu konuda? Ve dahası, siz o koltukta otururken size rağmen gayri ciddi bir eyleme girişen HSYK'ya neden engel olamadınız? Bir de tabi şu soru var; Sizin ifadelerinize göre kurulun iki daire başkanı yalan mı söylüyor oluyor? Ne yani siz o salı günü makamınızda birlikte yemek yiyip, bildirinin son haline birlikte karar vermediniz mi? Ve hatta bildirinin 2 gün rötarlı açıklanması yönünde talimat vermediniz mi? Ve her ikisinin yanında, müsteşarınıza bildiriye şerh koyması yönünde emir vermediniz mi? İsterseniz hangi yemeği yediğinizi de açıklayayım….ama gerek yok…

Diyeceksiniz ki ben bildiriden önce Müsteşarım Birol Erdem ile birlikte Başbakan ve Efkan Ala ile görüştüm. Evet biliyorum, görüştünüz, İyi tamamda, görüşmüş olmanız sizi aklamıyor ki…Öncesinde zaten olan olmuş. Bildiri onayınızla tüm HSYK üyelerinin eline geçmiş… O dakikadan sonra Başbakanla yaptığınız görüşmede neyi değiştireceğinizi düşündünüz… Ortalık zaten birbirine girmiş... Ve tüm yaşananları tersine çevirme imkanınız varken bunu kullanmayıp, bildiriden önce Başbakanla yaptığınız görüşmenin ne önemi kalıyor?...

Gelelim Ergin’in Yalanladığı makalemin ikinci kısmına… Hemen ifade edeyim ki bu makalede Ergine özellikle ve bilinçli olarak bir iki açık kapı bırakmıştım… Oda, oradan girmiş… Ama maalesef çıkmaz sokağa çıkıyor…. Şimdi anlatayım…

Yer başbakanlık konutu... Tarih 18 Aralık 2013…Başbakan Erdoğan kurmaylarıyla darbe girişimin değerlendirmelerini yapıyor. İlgili bakanlar ve Mit Müsteşarı tam kadro konuttalar. Toplantı geç saatlere kadar sürer. Ancak bir ara Başbakan başka bir görüşme için toplantıdan ayrılır. Bakanlar toplantıya devam ederler. Bir saat kadar sonra Başbakan toplantı odasına geri döner. Herkes oradadır ama Adalet Bakanı Sadullah Ergin yoktur. Salondakiler kendisinin yorgun olduğunu gerekçe göstererek ayrıldığını söyleyince Başbakan, yardımcılarına Ergin'e derhal ulaşılması konusunda talimat verir. Ama ulaşılamaz. Çünkü Ergin telefonlarını kapatmıştır. Sadece o değil yardımcıları da kapatmıştır. Başbakan bunun üzerine çok sinirlenir ve o dönem henüz müsteşarı olan Efkan Ala'dan Ergin'i bulmasını istemiştir. Bunun üzerine Ergin'in evine korumalar gönderilir ve uykudan uyandırılarak apar topar konuta getirtilir. Sonrasını tahmin etmeniz sanırım güç değil. Çok kritik bir toplantının ortasında uykusuzluğu gerekçe gösterip ayrılan ve sürecin en mühim bakanlık koltuğunda oturan Sadullah Ergin'e kendisinden habersiz toplantıdan ayrılması ve telefonlarına ulaşılamaması nedeniyle, kızar Başbakan. Sayın Ergin cevap yazısında bu aktardığım hikayenin de tamamen bir uydurmaca olduğundan hareketle yine beni yalanlama yoluna gitmiş. Dikkat ederseniz o tarihte toplantıda olduğunu sonra evine gittiğini sonrasında geri geldiğini söylemiş…. Eeee… Peki neresini yalanlıyorsunuz.

Başbakandan habersiz toplantıyı bırakıp gittiğinizi mi? Telefonlarınızı kapattığınızı mı? Sizi dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın Getirttiğini mi? Yoksa Başbakanın size kızmasını mı? Söyleyin hangisi yalan…

NOT: Sayın eski Bakan makaleme karşı basın açıklaması yapmıştı. Şimdi ise tüm gerçekleri ortaya koydum. Bunun üzerine yeni bir basın açıklaması yapmasını istiyor, bekliyor ve arzuluyorum. Çünkü yeni yapacağı açıklamadan sonra ben kendisi ile ilgili bir yazı daha yazacağım. Daha doğrusu bilmesi gerekenlerin bildiği, ancak kamuoyunun bilmediği bir dosya açacağım dosyanın adı “KUSEYRİ DOSYASI”. Ve kendisine HODRİ MEYDAN diyerek bir paradoksun içine sokuyorum. Bu sefer de bir önceki yazıma karşı yaptığı basın açıklaması gibi yeni bir açıklama yapmazsa korktu diyecekler. Açıklama yaparsa dosya açılacak. Karar kendisinin…

FİDEL OKAN'I TWİTTER'DAN TAKİP EDİN

YAZARIN SON YAZILARI

Künye - İletişim - Reklam
Son.tv'te yayınlanan makalelerin hukuki sorumluluğu sahibine aittir. Ayrıca basın ilke ve ahlak kurallarına uymaya söz veren Son.tv aynı şekilde muhtaplarının da hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda özel haberlerinin kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılması durumunda hukuki yollara başvurur.