SON TV

Amiral Güven F-35’ten kurtulmanın yolunu yazdı!

Emekli Tuğamiral İlker Güven, Esasen çok pahalı, Türk Hava Kuvvetleri’ni yüzde yüz bağımlı hale getireceği düşünülen F-35'ler için 'Bu projeden kurtulmak için bile, S-400 projesinden asla vazgeçmemek gerekir' dedi.

Amiral Güven F-35’ten kurtulmanın yolunu yazdı!
  • Yaşam
  • 08 Haziran 2019 15:31

Emekli Tuğamiral İlker Güven, Esasen çok pahalı, Türk Hava Kuvvetleri’ni yüzde yüz bağımlı hale getireceği düşünülen F-35’ler için ‘Bu projeden kurtulmak için bile, S-400 projesinden asla vazgeçmemek gerekir’ dedi.

İŞTE O YAZI

Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında Atatürk’ün önderliğinde, bağımsız ve egemen bir devlet olarak, sonsuza dek bu şekilde yaşamak ve yaşatılmak üzere kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar da savunmamız, sanayimiz, tarımımız, eğitimimiz ve ordumuz milli idiler.

Ancak 1945 yılından itibaren ABD ile yapılan ikili anlaşmalar sonunda, süt tozu ve dondurulmuş et yardımı ile tarımımız; sanayi ve askeri malzeme yardımları ile de sanayi ve ordumuz ABD’ye bağımlı hale geldi. 27 Aralık 1949 Fulbright Eğitim Anlaşması ile ise milli eğitimimiz ABD’nin kontrol ve yönetimine verilerek, bağımsız ve milli özelliği yok edilerek, maalesef bugün gözlemlediğimiz duruma getirildi. Bütün bunlara ilave olarak, yalvar yakar 1952 yılında NATO’ya girerek -Birinci Dünya Savaşı’nda, Enver Paşa’nın orduyu Almanların emrine verdiği gibi- Milli Ordumuzu, ABD Generalinin Başkomutanı olduğu NATO emrine verdik. Atatürk’ün bize emanet ettiği, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal hak ve çıkarlarını koruyacak Milli Ordumuzu, emrine verdiğimiz ABD’nin iki kutuplu dünyadaki hak ve çıkarlarını koruyacak şekilde de yapılandırdık.

EN BÜYÜK TEHDİT BATI’DAN GELMEKTEYDİ

Türkiye’nin ulusal hak ve çıkarlarına karşı en büyük ve önemli tehdidin Batı’dan gelmesine, özellikle Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan’a ve Kıbrıs’a yönelmesine karşın, ABD ve NATO ülkeleri tarafından donatılan ve kontrol altında tutulan Kara Kuvvetleri’ne nazaran çok küçük boyutta kalan Donanma’yı kabullenmek durumunda bırakıldık. Oysa tarih bize tam aksini hatırlatıyor: Navarin, Çeşme ve Sinop Baskınları sonunda, Vatan Topraklarını nasıl kaybettik? En son Çanakkale savaşları ile Lozan’da ve sonrasında, donanma yoksunluğunun nelere mâl olduğunu gördük! Ulu Önder Atatürk o nedenle Cumhuriyet’i kurar kurmaz milli olarak donanmamızı, ulusal çıkarlarımızı koruyacak şekilde oluşturmak için çok önemli girişimlerde bulundu.

NATO’ya girdikten sonra bağımsızlığımız, Milli Marşımız’ın başındaki istiklal yani bağımsızlık, sadece isminde kaldı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Amiral Cem Gürdeniz’in ikinci Kurtuluş Savaşı olarak tanımladığı 1974 Kıbrıs Barış Harekatını, başta ABD olmak üzere NATO müttefikimiz ülkelerin karşı koymasına karşın, kendi olanaklarımız ile başarılı olarak tamamladık. Bütün bunlara ilave olarak, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD, dört yıl süre ile askeri ve ekonomik ambargo uygulamıştır. Esasen bu ambargo ile, Türk Milletinde ABD ve NATO müttefiklerimize karşı oluşan güvensizlik ortamında, kendi milli gemi ve silahlarımızı yapma azim ve irademiz güç kazanmıştır.

DONANMAMIZ ARTIK BÖLGESEL BİR GÜÇ

İşte bu şekilde oluşturduğumuz Donanma ile özellikle Doğu Akdeniz Mavi Vatanımızda ve KKTC’nin müşterek hak ve çıkarlarımızı politik ve askeri alanlarda koruduğumuz için, ABD ve NATO destekli kumpaslar sonunda açılan Balyoz, Ergenekon gibi davalar ile Donanmamızın çok güzide amiralleri, kurmay subayları, mühendisleri ve astsubayları tasfiye edilmiştir. Suçları; Deniz Kuvvetleri’nin Mavi Vatandaki ulusal hak ve çıkarlarını korumak için Donanma’yı milli harp, silah ve araçları ile donatarak güçlü bir şekilde kullanabilmek. Bugün için Donanmamız artık bölgesel bir güç, ancak gelecek kuşaklar, bu gücün küresel güç haline gelmesi için, bu ivme ile mutlaka çalışacaklardır. TCG Anadolu ile ilk adım atılmıştır.

ESAD İLE ACİLEN EL SIKILMALIDIR

Askeri alanda jeopolitik gereğe uygun olarak atılan bu adımların, politik ve proaktif adımlarla da mutlaka desteklenmesi hayati ve zorunludur.

Zira askeri gücün, politik gücü destekleyebilecek durumda olduğu görülmektedir. Bu nedenle; Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülke de olan, güneyimizdeki Suriye komşumuz ile anlamsız ve gereksiz şekilde yürütülen vekalet savaşına son vererek, Esad ile acilen el sıkılmalıdır. Zira Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğünün garantisidir. Ayrıca ABD ve NATO müttefiklerimizin askeri ve finansal desteği ile Akdeniz’de kıyısında oluşturulmaya çalışılan, PKK, YPG, SDG gibi yapay güçlerle sözde ikinci İsrail Devletçiği hayali de yok olacaktır.

Müteakiben ilanında geç kalınan, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) acilen ilan edilmeli ve Lübnan, Suriye, Mısır, Libya ve hatta İsrail ile deniz sınırlandırmaları için aralıksız, proaktif politik ataklar yapılmalıdır. Bütün bunlar için takıntı haline getirilen, duygusal, dini görüşlü ideoloji de -ülke çıkarlarına aykırı olduğu için- politik ilişkilerde asla göz önünde bulundurulmamalıdır.

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI: KKTC’YE DESTEK OLALIM

İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı) son toplantı sonu mesajında, “Kıbrıs sorununda adil çözüme ulaşılması için harcanan çabalara destek verildiği ve İİT Üyelerinin de KKTC’ye destek olması” istenmiştir. Bu son derece önemli bir gelişmedir, Türkiye’nin buradan hareketle, İİT üyelerinin artık KKTC’yi tanımaları için aralıksız politik atak sürdürmesi gerekir. Artık sonuç alınamayacak şekilde uzayıp giden Kıbrıs Federasyonu müzakerelerine de KKTC ile koordineli olarak son verilerek, halen barış içinde yaşayan, bağımsız ve egemen iki devlet olarak devam edeceği de BM’ye bildirilmelidir.

Türkiye, ‘AB’ye üye olacağız’ hayal ve havucu ile GKKD (Güney Kıbrıs Korsan Devleti)’nin AB üyeliğine maalesef yeşil ışık yakmıştı. Halbuki esasen hiç yeşil ışık yakmamalı idik, hiç olmazsa KKTC’nin de tanınma şartı ile olsa idi, belki biraz bugün teselli bulabilirdik. Bari bundan sonra Prof. Dr. Hasan Ünal hocamızın belirttiği gibi, NATO’ya üye olacak ülkeler için KKTC’yi tanıma şartını ileri sürerek, aksi takdirde veto edeceğimizi belirterek, kayıplarımızı kurtarabiliriz.

S-400’DEN ASLA VAZGEÇİLMEMELİ

S-400’lere gelince, ABD Türkiye’yi resmen ve alenen tehdit ediyor. Yukarıda da belirttiğim gibi, Milli Ordu’nun milli hak ve çıkarlarımızı koruyabilmesi için, milli bir hava savunma sistemine de acilen ihtiyaç var. Zira Doğu Akdeniz’de Türkiye, KKTC ve Mavi Vatan, ABD ve NATO müttefiklerimiz tarafından, denizden, havadan ve karadan tam tehdit altında. ABD, S-400’ler yerine komuta ve kontrolü kendisinde olacak olan Patriot füzelerini, hem de daha pahalıya satmak istiyor. Aksi takdirde F-35’leri vermeyeceğini söyleyerek, ABD Kongresi’nden 17 Ağustos 2017’de çıkardığı, CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) ile ekonomik yaptırım tehdidini ileri sürüyor. Esasen çok pahalı, Türk Hava Kuvvetleri’ni yüzde yüz bağımlı hale getirecek F-35 projesinden kurtulmak için bile, S-400 projesinden asla vazgeçmemek gerekir diye değerlendiriyorum.

Ayrıca Akdeniz’de İngiltere ile ABD ve Fransa da GKKD’deki üslerini takviye ederek, KKTC ve Mavi Vatan’ı kuşatıyorlar. Tek başına S-400 ile bile Doğu Akdeniz’de hava kontrolü sağlanabilecektir.

Hava Kuvvetlerimizin MMU (Milli Muharebe Uçağı) projesine de hız verilerek, eksik hava kuvveti ihtiyacının SİHA ve İHA’larla, ayrıca F-35’lere eşdeğer başka uçaklarla karşılanabileceği değerlendirilmektedir.

EN ÖNEMLİ MİLLİ HEDEFİMİZ

Sonuç olarak; ulusal menfaat veya ulusal çıkar, iki unsurdan oluşmaktadır. Bunlar beka ve refah unsurlarıdır. Mavi Vatan ve KKTC, Türkiye için hayati derecede, hem beka hem de refah sağlayacak şekilde, asla vazgeçmeden sahip olunarak elde bulundurulması gereken, bütün milli güç unsurları ile desteklenecek, en önemli milli hedefimizdir.

Haberin kaynağı için tıklayın

0/5 (0 Reviews)