SON TV

Bir milli güvenlik meselesi olarak su!

Sabah Gazetesi Yazarı Ferhat Ünlü, bu yazısında küresel ısınmanın su kaynakları üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerini yazdı.

Bir milli güvenlik meselesi olarak su!

SON TV HABER MERKEZİ- Sabah Gazetesi Yazarı Ferhat Ünlü, ‘Bir milli güvenlik sorunu olarak su’ adlı bugünkü yazısında, küresel ısınmanın su kaynakları üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerini köşesine taşımış.

Ferhat ÜNLÜ

Ünlü, yazısında yaşadığımız dünyada su kaynaklarının ne kadar önemli hale geleceğini ve gelecekte dünyada su savaşlarının kapıya dayanacağını analiz etmiş. Yazıda Türkiye’nin dünyanın en büyük 11. şişelenmiş su pazarı olduğunu, her yıl nüfusun ihtiyacına göre de yaklaşık yüzde üç büyüdüğünü belirtiyor. Ferhat Ünlü üç boyutlu portre adlı köşesinde yaşadığımız dünyada gelecekte içilebilir suyun stratejik ve bir o kadar da kıymetli hale geleceğini rakamlarla mukayese etmiş. 

İşte o yazı…

“Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları… Kimin kimi yiyeceğine su karar verir.”

Bu Afrika atasözü, geleceğin savaş nedeni konusunda ipucu veriyor. Öyle ki, Latince’de savaş nedeni anlamına gelen ve diplomaside sık kullanılan ‘casus belli’ terimi yakın gelecekte ‘su’yu mecazi olarak anlatır hale gelecek.

Amerikan Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nın 2012’de hazırladığı bir rapora göre, dünyada içme suyu kaynakları 2040 yılında talebe cevap veremez hale gelecek. 2030’da bile su talebi ile arzı arasındaki fark yüzde 40’a çıkacak. Küresel ısınmanın su kaynakları üzerindeki olumsuz etkisinin 2040’tan sonra daha da artması ile su savaşlarının kapıya dayanacağı öngörülüyor.

Bu kötümser, ama gerçekçi öngörünün ilk gerçekleşeceği yer Amerikan istihbaratına göre Yemen. Ortadoğu, Güney Asya ve Kuzey Afrika, su kıtlığının en şiddetli hissedileceği bölgeler olarak sıralanıyor.

Birleşmiş Milletler 28 Temmuz 2010 tarihli bir kararla, suya erişim hakkını temel insan hakkı olarak tanıdı, ama diğer pek çok küresel soruna çözüm üretmediği gibi bu konuda da somut bir adım atmış değil. Sadece istatistik yayınlıyor. BM verilerine göre dünyada şu anda 884 milyon insanın güvenli içme suyuna erişimi yok. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün tahminlerine göre 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 66’sı su sıkıntısı çekecek. BM’ye göre suya erişim sıkıntısı çekecek insan sayısı 2050 yılı itibariyle 5,7 milyara çıkacak. Bu da o zamanki dünya nüfusunun dörtte üçü demek. Çözüm önerisi, planı ise yok.

TÜRKİYE EN BÜYÜK 11. SU PAZARI

Türkiye, enerji arzı güvenliğinde olduğu gibi -petrol ve doğalgazdan farklı olarak- su kaynaklarına da sahip bir ülke olduğu için su arzında kilit konumda bir ülke.

Özellikle büyük şehirlerde suya en çok ihtiyaç duyan ülkelerden biriyiz. Sadece İstanbul’da bile günlük ortalama toplam tüketim yaklaşık 3 milyon metreküp.

İçme suyu, su sorununun en önemli boyutu. Türkiye şu anda dünyanın en büyük 11. şişelenmiş su pazarı. Su pazarı her yıl yaklaşık yüzde üç büyüyor. 2012 yılında su sektörünün toplam cirosu 3,7 milyar liraydı. Artık 11,7 milyar litre ile 5,5 milyar lirayı aşmış durumda.

Şişelenmiş su sektörüne yabancı ilgisi çok yüksek. Marka ismi vermeyelim ama şu anda ekonomik savaş içinde olduğumuz ABD şirketlerinin ve Yahudi sermayesinin yönettiği şirketlerin de aralarında bulunduğu firmalar sektörde azımsanmayacak paya sahip.

İSRAİL SERMAYESİ SUYA ÇOK İLGİLİ

İsrail ve Yahudi sermayesinin suya ilgisi boşuna değil. İsrail, su kaynakları açısından sıkıntılı bir bölgede kurulduğu için suyu üretmeye dayalı bir politikaya yönelmiş durumda. Yer altı sularını birden fazla arıtarak tekrar tekrar kullanıyor. Birleşik Arap Emirlikleri ile her ne kadar şimdilik suya ihtiyaçları olmasa da İsviçre ve Danimarka da aynı yöntemleri kullanan ülkeler.

Küresel ısınma nedeniyle ülkemizde yağışların azalmasıyla birlikte olası su sıkıntısı senaryolarının konuşulduğu günümüzde suyun bir milli güvenlik meselesi olarak ele alınmasını zorunlu hale getiriyor. Bu bağlamda içme suyu kaynaklarının mümkün olduğunca yerli firmalarca işletilmesi orta, uzun, hatta kısa vadede gerekli bir tedbir gibi görünüyor.

Şişelenmiş su markalarının en önemli sorunlarından biri kaynak sıkıntısı. Büyümek isteyen markalar, kıt su kaynakları nedeniyle sıkıntı yaşayabiliyor. Bununla birlikte kimi şirketler kaynak operasyonlarıyla 20-30 yılı garanti altına alabiliyor. Şişelenmiş su kaynaklarına sahip yörelerimiz arasında öne çıkanlar şunlar:

SUYUN DEĞERİNİ BİLELİM

Bursa, Isparta, Sakarya, Yozgat, Konya, Erzurum, İzmir, Sapanca, Uludağ, Köyceğiz, Kırklareli, Balıkesir, Lüleburgaz, Giresun, İstanbul Kemerburgaz, Aydın, Çorlu, Tunceli, Isparta Akağaç, Sakarya Gökağaç, Nazilli ve Burdur.

Yarı kurak iklim kuşağında bulunan Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1,519 metreküp. Bu rakam, Türkiye’yi su sıkıntısı çekme potansiyeli bulunan ülkeler arasına dâhil etmeye yetiyor.

Türkiye’de 2030 yılı itibariyle kişi başına düşen su miktarının ise 1100 metreküpe düşmesi bekleniyor. Doğrusu Türkiye su konusunda ne çok zengin, ne de çok fakir bir ülke. Ancak veriler, gelecekte su fakiri ülkeler arasına girebileceğimizi gösteriyor. Bu yüzden kaynaklarımızı idareli, rasyonel kullanmalıyız.

SUYU KONTROL EDEN AZGIN AZINLIK

Dünyanın pek çok bölgesinde su sorunları baş gösterdi bile. Fırat ve Dicle daha şimdiden Türkiye, Suriye ve Irak arasında potansiyel bir sorun. Nitekim Fırat, Dicle meselesi 1980’lı ve 90’lı yıllarda Suriye ile aramızda gerginliklere neden olmuştu. O yıllarda Türkiye’nin Fırat ve Dicle havzasına 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral kurulmasını öngören Güneydoğu Anadolu Projesi’ni (GAP) uygulaması Suriye’nin tepkisine neden olmuştu. Ne var ki Suriye o dönemde de bir komşu, dost gibi davranmıyor ve PKK’yı, lideri Abdullah Öcalan’ı barındırarak açıktan destekliyordu.

Şeria Nehri konusunda Ürdün, İsrail, Lübnan ve Filistin arasında anlaşmazlıklar var. Afrika’da ise Nil Nehri’nin Mısır, Etiyopya ve Sudan arasındaki bir su savaşına neden olması uzak bir ihtimal değil.

Orta Asya’da Aral Gölü çevresinde Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında sorunlar var. Güney Asya’da Wular Barajı konusunda Hindistan-Pakistan arasında tıpkı Keşmir sorununda olduğu gibi gerilim var. Güneydoğu Asya’da Mekong Irmağı’nı denetleyecek barajlar yapan Kamboçya, Çin, Laos, Myanmar, Tayland ve Vietnam’ın karşı karşıya gelme ihtimali söz konusu. Güney Afrika’da Bostwana ve Namibya arasında su sorunu var. ABD ile Meksika arasındaki Colorado Irmağı suyunun paylaşımı sorunu bulunuyor.

ORTADOĞU NÜFUSU YOĞUN ANCAK SU KAYNAKLARI KIT

Yeri gelmişken dünyadaki suyun yüzde 85’inin dünya nüfusunun yüzde 12’si tarafından kontrol edildiğini de belirtelim. Dünya nüfusunun yüzde 60’ını barındıran Asya kıtası, kullanılabilir suyun yüzde 36’lık kısmına sahip. Buna karşılık dünya nüfusunun sadece yüzde 6’sının yaşadığı Güney Amerika’da kullanılabilir suyun yüzde 26’sı bulunuyor. Sadece Amazon Nehri tüm dünya üzerindeki kullanılabilir suyun yüzde 15’ini oluşturuyor. Ortadoğu ise malum, nüfusu yoğun ama su kaynakları kıt olduğu için o kadar şanslı değil.

Medeniyetin ve aynı zamanda ilk savaşların beşiği olan ve ABD başta olmak üzere emperyalist güçlerce kontrol edilmeye çalışılan Ortadoğu, su savaşlarının da beşiği olmaya namzet. Sular çekildiğinde yeniden karıncalar gibi bölgeye üşüşecek olanlar da yine ABD gibi ülkeler olacak.

ETİKETLER: