Adam suçüstü oluyor, Amerikalılara, CIA‘lilere bilgi verirken suçüstü oluyor, onlardan para alıyormuş 1.000 dolar filan. İşte içimizdeki bir iki kişiye de -soysuz adamlar diyeceğim tabirimi mazur görün- para veriyormuş, orada bilgileri çalıyor, bunları Aydınlık Gazetesine aktarıyor. Bu arada şunu arz etmek istiyorum: Bu adamın CIA‘dan aldığı talimat muvacehesinde Aydınlık Gazetesini desteklemesi bence ilgi çekici bir olaydır, Komisyonun dikkatini çekiyorum. Netice itibariyle, adam askerî mahkemede yargılanıyor, yargılanırken de ölüyor. 1980’den sonra; bu dosyada hepsi var.
Bu olaylar böyle devam ediyor. Ben olayların üzerine gittikçe, farkında olmayarak arı kovanına çomak sokmuşum. Ben CIA‘yı kovalamıyorum, sol örgütü kovala diyorlar, ardından bu olaylar çıkıyor. Biz, sanki hassaten CIA‘nın üstüne gitmişçesine bizim yakamız bırakılmıyor ve devamlı her provokasyonda, her destebilizasyon düğmesine basıldığında, işkenceci Necdet Küçüktaşkıner. İthamlardan bir tanesi de 1 Mayıs 1977 olaylarını benim yaptığım tarzındadır.
Bakınız, çok enteresan. Bir belge neşrediyor Aydınlık Gazetesi, bu dosyaya koydum, geçen gün Cumhuriyet Gazetesinde çıktı. Bu belgede deniliyor ki, bir başlık atmışlar, 1 Mayıs 1977 kanlı Taksim olaylarından onbeş gün önce işkenceci avukat Necdet Küçüktaşkıner’e ödenen 8 049 041 lira veya 51 lira. Necdet Küçüktaşkıner bu parayı alıp bu Taksim provokasyonunu tertipledi.
Şimdi, ben bunu Aydınlık Gazetesinde okuyorum, Millî İstihbarat Teşkilatı Ankara’ya telefon ediyorum Erkan Ersin diye bir arkadaş bakıyordu personel dairesine.
Dedim, bu yazı nedir, neyin nesidir, doğru mudur, değil midir. Ben olmadığını biliyorum tabii de, Aydınlık Gazetesi böyle bir belge yayımladı; ben, bu belge nedir diyorum, sahte mi, değil mi diyorum, neyin nesidir diyorum. Belge yayımlıyor çünkü, bir gazetenin başına bu kadar bir sayfa koyuyor. Bana verilen cevap şu oluyor: Deniliyor ki, bu belge, bu para, 8 049 051 lira bütün MİT mensuplarına ödenen şu sayılı kanun, şu tarihli Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü kararı uyarınca ödenen paranın yekûnudur ve bu paradan senin üç ay onbeş günlük fiili hizmetine karşılık sana düşen para 1617 liradır. Peki, niye 8 milyon benim zimmetimde gösteriliyor. Efendim, bunun altında, 8 milyonun altında “meyanında” kelimesi mevcut. Doğu Perinçek ekibi, Aydınlık Gazetesi meyanında kelimesini silmiş, tipeksle geçmişler üstünden, bunu yayımlıyorlar para senin zimmetinde gösteriliyor; yani, 8 milyonu ben almış oluyorum.
Kaldı ki, 8 milyon bana da verilse, böyle bir saçma sapan operasyonla Emekli Sandığına MİT yazacak, Emekli Sandığı bu parayı bana verecek, ben de gideceğim Taksim olaylarını tertip edeceğim; böyle bir kargaların gülebileceği bir olay.
Neticede, peki diyorum o zaman bana bir belge verin olayı açıklayıcı mahiyette. O tarihlerde deniliyor ki, MİT bu adamlarla Aydınlıkçılarla, Maocu diye geçer, yüz göz olmak istemiyoruz, bu nedenle hiç kimseye bir belge vermiyor ve açıklama yapılmasını da istemiyorlar. Ben diyorum ki, ben MİT mensubu değilim şu anda avukatım ve ben bu olaylar dolayısıyla, bu belge dolayısıyla halkın nazarında 37 kişinin katiliyim. Ben bundan son derece büyük bir azap duyuyorum. Bana işkenceci diyorlar, o kadar azap duymuyorum, 37 kişinin katili olmaktan, öyle bir katliamın sorumlusu olarak gösterilmekten çok büyük bir azap duyuyorum diyorum, bunu yapmayın.
Ayrıca, bu itham sadece bana değil, sizedir de. Siz niye açıklamıyorsunuz, siz açıklayın, ben rahat edeyim. Açıklamıyorlar, prensip kararı aldık açıklamayız, bana da belgeyi vermiyorlar ve ben MİT’le, teşkilatımla takışıyorum. O arada, benim bir belgeyi mutlaka alıp bir basın açıklaması yapmam lazım ve kanunî haklarımı kullanmam lazım, avukatım, hukukçuyum, böyle bir katliam meselesi… Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne gittim. Girdim böyle sert bir şekilde Emekli Sandığı Genel Müdürü, dedim ki, kardeşim -adamın adını unuttum, belgede imzası vardır veya yoktur, zannedersem Tahsin Ağalı- ve bu olayı biliyorsunuz dedim, bu belge nedir? Efendim, bu belge siz buna bu kadar kıymet mi veriyorsunuz, biz bu belgeye gülüyoruz. Niye gülüyorsunuz beyefendim?
Kardeşim buna kargalar bile güler, 8 milyonu MİT sana vermiş, bizim teşkilattan vermiş, böyle şey mi olur? Yahu dedim, bu memlekette sen herkesi kendin gibi kültürlü sanıyorsun, beyni yıkanan insanlar var, örgüt mensupları var. Adamlar diyor ki, bu adam 1 Mayısı yapmış. Ben 1 Mayıs katliamının sorumlusu bir hedef haline getiriliyorum ve 1989 yılında da yazıhaneme bomba atılıyor bu yüzden, 1 Mayıs katliamının sorumlusu olduğumdan, o belgeyi de bu dosyaya koydum. Dev-Sol açıklama yaptı; işte 1 Mayıs katliamının sorumlusu Necdet Küçüktaşkıner’dir diye.
15 Temmuz 1978 yılında, ondan sonra bir seri yazı çıktı aynı Cumhuriyet Gazetesinde olduğu gibi, böyle beş altı 13 sayı beni yazdılar, sanki bütün MİT’in bütün faaliyetlerinin yegâne sorumlusu benmişim gibi, adamlar benim hakkımda devamlı yazıyorlar.
İstanbul Başkanı Galip Beye telefon ediyorum. Galip Bey, bakın, ben 1978 yılında 1 Mayıs katliamının sorumlusu olarak neşredildim, hedef gösterildim. O zaman bu bir Aydınlık Gazetesi yayınıydı. Bugün bütün medya bu olayı ele aldı. Son derece ciddî köşe yazarları Zülfü Bey gibi kişiler bu konuyu ele almış, yazıyorlar. Onun için, sizin teşkilat olarak bir açıklama yapmanız gerekir diyorum. Aldığım cevap şu oluyor: Biz, 1978 yılında açıklama yapmadık, şimdi açıklama yaparsak ne derler.” Ne derlerse desinler kardeşim. Yani, MİT teşkilatı olarak siz nasıl böyle bir töhmeti sırtınızda taşımayı kabul ediyorsunuz, ben anlamıyorum dedim, böyle çirkin iftira ve ithama nasıl maruz kalıyorsunuz.
Şimdi bu gizli teşkilata, arı kovanına çomak sokmuşum, bu teşkilat, bu adamlar bizle uğraşıyorlar; olay bu. Bugün başımıza gelen olayların esas sebebi budur. Şu MİT belgesini de bana sonradan verdiler, Teoman Koman imzalıdır, bu paradan benim şahsıma 1617 lira düştüğü ve üç ay onbeş günlük fiili hizmetime karşılık bu paranın bana verildiğini açıklayan. MİT’e sual soruyorum, niçin açıklamıyorsunuz; Cevaben şunu da söylüyorlar. Diyorlar ki, biz bir müsteşarlığız, açıklama yapma yetkisine sahip değiliz, Başbakana bağlıyız. Başbakanlar da bugüne kadar hiçbir açıklama yapmadı.”
Necdet Küçüktaşkıner’in anlattıkları, hem ülkemizde halen de faaliyet gösteren Maocu bir örgütün kökü, hem de MİT’te görevini doğru yapan bir memurun yaşadığı trajedi açısından çok önemli. Komisyon üyeleri ise anlatılanlara pek önem vermemiş, raporlarında bile bu konuya hiç değinmemişler.
NECDET KÜÇÜKTAŞKINER
Necdet Küçüktaşkıner’e gelince, 2006’da Antalya’da geçirdiği bir trafik kazasından sonra, kendisine Maocu örgüt tarafından yapıştırılan 1977’deki “kanlı 1 Mayıs’ın tertipçisi” yaftasını silemeden hayatını kaybetmiş. Haberi veren gazetenin başlığı “İllegal işlere bulaşan MİT elemanının sonu.”
Necdet Küçüktaşkıner’in bahsettiği ve Perinçek’in illegal TİİKP örgütünün İstanbul’daki karargahının bulunduğu evin sahibi İngiliz Profesör Hilary Sumner-Boyd ise, 1910 yılında ABD Massachusetts, Boston’da doğmuş, Boston, Oxford’da bir Hıristiyan kilisesinde özel eğitim almış. Türkçe, Yunanca, Almanca, Fransızca ve Latince biliyormuş.
ABD ve İngiltere’nin Sovyetler Birliğine karşı birlikte yürüttüğü bir istihbarat faaliyet olan İngiltere merkezli Troçkist “Kızıl Bayrak” Birliğinin 238 Edgware Road Londra adresindeki merkezinin yöneticisi olan Hilary Sumner-Boyd, 1937 ila 1940 yılları arasında “İngiliz Trocki’yi Savunma Komitesi Sekreterliği” pozisyonunda da bulunmuş ve 1940’da Trocki’nin Meksika’da öldürülmesinden sonra İstanbul’a gelerek Robert Kolej’de Profesör olarak çalışmaya başlamıştır. Mao’cu örgüt ile ilgili hizmetini ihmal etmeden 35 yıl Robert Kolej’de görev yapan Sumner-Boyd, 06 Eylül 1976 tarihinde İstanbul’da ölüp Feriköy’deki Protestan Mezarlığına gömülmüştür.
Şimdi Susurluk Komisyonu’nun Yaşar Topçu, Fikri Sağlar, Hayrettin Dilekcan ve yaşayan diğer üyelerinden, Necdet Küçüktaşkıner’in anlattıklarına neden itibar etmediklerini, Küçüktaşkıner’in komisyona tevdi ettiği dosyanın içinde nelerin olduğunu ve halen nerede bulunduğunu sormak lazım.
MİT Müsteşarlığımız ise Necdet Küçüktaşkıner’i yabancı istihbarat teşkilatlarının hizmetkarı olan karanlık örgütlerin kara propagandası ile baş başa bırakarak, bu örgütlere ve arkasındaki güçlere dolaylı bir şekilde yardım eden MİT mensuplarını (ölmüş olsalar dahi) ciddi bir şekilde araştırarak açığa çıkarmasının öncelikli ve tabii bir görevi olduğunu varsaymalıdır.
SON
MEHMET EYMÜR’ÜN ÖNCEKİ YAZILARI