SON TV

İrade millette midir, yoksa halkta mı?

Hukuki Gündem olarak ülkemizi de çok yakından ilgilendiren bir konuya değinilecek. Yeni Anayasa tartışmalarının sürdüğü bu günlerde, İrade ve Devlet kavramı arasındaki yönetim ilişkisi ve iktidarın meşruiyetini nereden aldığı konusunda bir yazı olacak. Yeni Anayasa Devletin temel özelliklerinden bağımsız olabilir mi? Günümüzde Kurucu Meclis mümkün müdür? Yeni Anayasa yapılarak devlet yeni temeller üzerine oturtulabilir mi?

MİLLET VE HALK KAVRAMI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Demokratik ülkelerde, devletin işleyişi için gerekli temsil kudreti, seçim neticesinde elde edilen temsil hakkı ile bağlantılıdır. Seçimle gelen yönetimler, eline aldıkları meşru yönetim hakkı ile devletin yönetimini üstlenirler ve devlet menfaati için gerekli kararları alırlar. Ancak demokrasilerde temelinde farklı yönetim şekilleri içermektedir. Demokrasi “Doğrudan ve Dolaylı” olmak üzere iki farklı yönetim şekline tabidir. Doğrudan Demokraside “Halktan” alınan güç ile olurken, Dolaylı Demokraside ise “Millet” adına yapılan seçim ile iktidara gelmiş yönetimler söz konusudur.

Millet; en basit tanımı ile en üst soyumuzdan yani dedelerimizden gelip, en alt soyumuza gider yani doğmamış nesillerimizi temsil eder. Yani şu an mevcut olan toplum milleti adına karar verir. Kısacası halk milletini temsil eder. Ancak burada temel kıstas ise köklü değişiklikler ile alakalıdır. Milleti adına karar verme mercii olan günümüz toplumunun sorumluluk sınırları vardır. Buradaki temsil dolaylıdır. Yani aslında karar vermek burada bir nevi milleti adına alınan vekalet ile iş görmeye benzer. Bu konuya birazdan daha ayrıntılı değineceğim.

Halk ise devlet sınırları içerisinde yaşayan günümüz toplumunun kendisidir. Halk temelli demokrasiler doğrudandır. Halk iradesi yönündeki iktidar devlete şekil verebilir ve kararları temelli değişiklikler içerebilir. Devlet yönetimi dahil aklınıza gelebilecek tüm ayrıntılara karar verme hakkı “Doğrudan Demokraside” halktadır.

İRADE MİLLETİN MİDİR? HALKIN MIDIR?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Ulusal ve Üniter bir yapıya sahiptir. Yani Millet ve Toprak birliği içerir. Haliyle Ülkemiz demokrasisi de Dolaylı Demokrasidir. Yani Ulus Devleti Demokrasisidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti seçimleri Millet’ten alınan yetki ile halk tarafından göreve getirilen partileri konu alır. Haliyle iktidar bu denkleme göre görev ve sorumlulukları yerine getirir.

Anayasamız incelendiğinde görülecektir ki, devletin temel kıstasları Kurucu Meclis tarafından zaten inşa edilmiş ve sınırları belirlenmiştir. Temel hak ve özgürlükler yönünden elbet ki zaman içerisinde oluşmuş deformasyonları tadil etmek ve günümüz kriterlerine uyumlaştırmak mümkündür. Ancak bu düzenlemeler sınırları olan bir alanı ihtiva eder.

Zaman içerisinde yapılan değişiklikler ve düzenlemelerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından gerek Uluslar arası arenada gerekse tabi olduğumuz antlaşmalar yönünden ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa Birliğine Katılım Kriterleri hususunda etkileşimler mevcuttur. Anayasamızın 90. maddesine getirilen ek hüküm ile bu antlaşma ve tarafı olduğumuz metinlerin yükümlülüklerine uyma zorunluluğumuz da yükümlülük altına alınmıştır.

Bir bütün olarak değerlendirdiğimiz zaman aslında Anayasa’nın değiştirilmesi ve yeni Anayasa çalışmaları hususunda eldekinden pek de farklı bir metin çıkartılması söz konusu değildir.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti zaten sınırları, kriterleri ve yapısı belli bir Devlettir. Ve bugüne kadar Uluslar arası konjektürde de diğer devletler tarafından tanınmasına uygun hali budur. Haliyle yeni Anayasa yapmak ile eksiklerinin giderilmesi arasında zaten bir fark olmayacaktır. Yönetim şekli, devlet yapısı, sınırları, bayrağı, marşı, başkenti, laik ve demokratik düzeni hususlarında bir değişiklik yapılamayacakken, taraf olduğumuz antlaşmalardan farklı şekilde temel hak ve özgürlükler yapısında yeni bir yol haritası da çizemeyeceğimize göre yeni anayasa konusunun ülke içerisinde oluşturduğu gerginliğe lüzumunda olmadığı açıktır.

MİLLİ İRADE VAR İSE KURUCU MECLİS OLABİLİR Mİ?

Kurucu Meclis terimi günümüz koşulları için ağırdır. Var olan devlet yapısı için kurucu meclisten söz edebilmek mümkün değildir. Yeni bir Devlet yapısının oluşturulması hususunda dile getirilebilecek olan bu meclis yapısından şu an itibariyle söz etmenin mümkün olmadığını düşünmekteyim.

Kurucu Meclisimiz zaten 1923 Anayasasını hazırlamak suretiyle işlev ve görevini yerine getirmiştir. Türkiye Cumhuriyetine rengini, yapısını veren Anayasamızda o günden bu yana gerekli düzenlemelerle günümüz koşullarına entegre edilmek suretiyle yeniliklere uyumlulaştırılmıştır. Ayrıca eleştirdiğimiz 1982 Anayasasından da geriye pek bir husus kalmamıştır. 2001 yılından bu yana yapılan Anayasa değişikliklerin bütününü topladığımızda görülecektir ki zaten darbe etkisi ile oluşturulmuş 1982 Anayasası ile günümüz Anayasası arasında da bir bağ yoktur. Ancak ve ancak yapılacak yeni değişikliklerle de darbeye uygun yasal zemini sağlayan koşullardan da geriye kalanı zaman içerisinde Anayasadan temizlenmesi mümkün olacaktır. Ama değindiğim üzere zaten çeşitli düzeltmelerden geçmiş olan bu sürecin üzerine Yeni Anayasa gereksinimi de pek kalmamıştır. Geçici maddelerin kaldırılması, Askeri Mevzuatın düzenlenmesi, atamalarda yapılacak görev paylaşımı, Cumhurbaşkanlığı görev taksimi gibi hususlarda yapılmış olan düzenlemelerle yasama ve yürütme üzerinde birçok değişiklik yapılmıştır.

Ancak Devlet, Millet, Bayrak, Başkent ve Milli Marş gibi konuları düzenleyen ilk 3 madde ile bu maddeler üzerinde değişiklik yapılamayacağı hususunu vurgulayan 4. maddenin değiştirilmesinin söz konusu olmadığı da aşikardır.

Son Söz Olarak; değil tek bir parti çalışması, Devlet ve Demokrasi yapımız gereği günümüz tüm partilerinin uzlaşması söz konusu olsa Devlet yapısını konu alan temel hususlarda değişiklik yapılamayacağı, Milletten alınan iradenin bu sınırlar içerisinde temsil edilebildiği bir Devlet yapısında olduğumuz bilinmelidir. Herkese Saygıları Sunarım…