SON TV

Odaklanmanın hipnotik gücü

Yaşadığımız hayatın, arzuladığımız maddi ve manevi şeylerin, koyduğumuz hedeflerin, üzüntü ve sevinçlerimizin, isteklerimizin ve isteksizliklerimizin temel kaynağının ne olduğunu biliyor musunuz?

Hani kendinize inancınızı yitirdiğiniz ve hayattan pek de beklentinizin olmadığı durumlarda, sanki bütün vücudunuzun kontrolunu eline almışcasına sizi halsiz, enerjisiz ve hatta yorgun bile hissettiren bir isteksizlik vardır… Hiç birsey yapmak istemez ve yaptığınız şeylerden de haz elde edemezsiniz… Ve hayat sizin için, herşeyden çok bir külfettir, zordur, herkesle, herşeyle ve hayatta başınıza gelen bir sürü olayla uğraşmak zorunda hissedersiniz. Tek düşündüğünüz problemlerdir. Büyüklü, kücüklü, maddi manevi, türlü türlü problem… Ve kendinizi ya oflayıp püflarken, ya kendinize ya da bir başkasına söylenip dururken, ya da içinde bulunduğunuz durumun yarın bir gün size daha ne tür sorunlar yaratabileceğini düşünürken bulursunuz. Bir tarafınız yine hayaller kurar, “belki bir gün” dersiniz içinizden; “belki, şunu, şunu yaparsam, şuna buna sahip olursam, belki o zaman daha mutlu olabilirim”. Ama uzaktır hepsi, uzak ve kücük bir olasılık. Gelecekte bilinmez bir güne ait, bugüne, bu ana ve olduğunuz kimliğe ait değildir.

Ya da tam tersi; hani, elde etmeyi herşeyden çok istediğiniz şeyleri düşünüp gözünüzün önünde bütün detaylarıyla birlikte canlandırdıkça, karnınızla kalbiniz arasında biryerlerde hissettiğiniz o ateşli duygular vardır… Yeri gelir sizi sabahlara kadar uykusuz bırakır ama yine de hücrelerinizde, damarlarınızda akan o elde etme enerjisi, o başarma, o “başaran kişi olma” ateşi sizi yakar da yakar, önünüzde hiç kimse duramaz ve size hiçbirşey engel olamaz ya… Ve işte, tam da bu gibi zamanlarda, kendinize koyduğunuz hedeflerin, arzularınızın, yapacağınız şeylerin ve tadacağınız yeni tecrübelerin müthiş motivasyonuyla daha önce hiç hissetmediğiniz kadar YAŞADIĞINIZI hisseder ve adeta bir FIRTINA gibi yolunuza devam edersiniz! Tek düşündüğünüz şey, bir sonraki adımın ardında daha da aydınlık, keyif ve mutluluk dolu tecrübelerin sizi bekliyor olduğudur; ve adeta büyülü bir gücün hipnotik etkisiyle, her yeni sabaha daha da dinamik ve daha da büyük tebesüumlerle uyanır ve küçük de olsa her ilerlemede mutluluk üzerine mutluluk yaşarsınız…  Sadece ulaşmak istediğiniz hedef değil, o hedefe ulaşmak için çıktığınız yolculuğun kendisi de eşsiz bir keyiftir sizin için… Bugüne, yaşadığınız ana ve olduğunuz kimliğe aittir hepsi.

İşte her iki durumun da insan doğasındaki karşılığı aynı:

ODAK NOKTASI. Yani, zihninizde neye ne şekilde odaklandığınız! Hepsi bu! NLP (Neuro Linguistic Programming)’nin anlam yaratma mekanizmasinin 3 bileşeninden biri olan FOKUS, zihnimizi nereye ne sekilde ve ne amacla odakladığımızı sorgular; ve bu odak noktasının hayatımızda yarattığı RUH HALINI (state) sonuçlarıyla birlikte ortaya koyar. Yukarda anlattığım iki farklı ruh halinin, sadece zihindeki farklı odaklanmalar sonucu yaşandığını görebilmeniz için, donup her iki durumda da zihnin nelere odaklandığını detaylarıyla birlikte yeniden okuyup incelemenizi rica ediyorum.

Göreceksiniz ki, ilk örnekte, zihin tamamen problem odaklı, negatif bir düşünce sistemine alışmış olan bir zihin, sadece yaşanan sorunlara odaklanıyor ve dolayısıyla edilgen bir yaşam söz konusu. Ve bu şekilde yaşayan bir insan, ister istemez, güçsüz ve kurban rolünde; kişilerin, olayların ve sorunların kurbanı… Ve odak yaşanan sorunların resmini, ismini, sesini ve hissini fokusunda bulundurdukça, bütün bunların negatif enerjisiyle kendisini bilinçsiz bir şekilde kendine inanmamaya hipnotize ediyor. Yani bir nevi, sadece hayatında negatif olan şeylere FOKUS’lanmayla bile, kişi kendi kendisini başarısızlığa ve mutsuzluğa programlayabiliyor. Ve zihninde kurduğu hayaller, ona ait olmayan, su anki kimliği ile hak etmediği, gelecekte bir yerde, “belki”lerin arasında silik bir olasılık… Odakta netlik, belirginlik ve aidiyet yok!

İkinci örnekte ise, zihnin tek gezindiği yer, kişinin ulaşmak istediği hedeflerin görüntüleri, sesleri ve hisleri. Kayıtsız bir pozitif odaklanma ve kişinin kendi zihniyle kendi kendini başarıya ve mutluluğa programlaması söz konusu. Olumlu FOKUS sistemine alışık olan kişi, kendi yarattığı realiteyi de sahiplenir, çünkü, zihninde yarattığı realitenin tam ortasına, yaşadığı ve yasayacağı güzel duyguların içine koyar kendini, sahiplenir! Dolayısıyla etkendir. Çözüm odaklıdır; hayat onun başına gelmez, o kendi hayatını ve kendi mutluluğunu yaratır! Çünkü diledigi an, FOKUS noktasını negatiften alıp jet hızıyla pozitife koyabilme yeteneği vardır. Kendi zihnini kendi başarısı ve kendi mutluluğu için çok basit ve hızlı bir şekilde programlayabilir! Odakta netlik, belirginlik ve aidiyet vardır!

Peki, siz hangi düşünce sistemine sahipsiniz? Sizin FOKUS alanınız, neyi neden yapamayacağınız mı; yoksa, sahip olduklarınızla, hemen ŞİMDİ neler yapabileceğiniz mi?
Bugün, hayatınıza ve mutluluğunuza sahip çıkma zamanı! Hepinizi, bugünden itibaren, olumlu düşünmeye, kendi yaratıcı gücünüzü görebilmeye ve yaşayabileceğiniz birbirinden güzel tecrübeleri yaşayabilmeniz için, odak noktanızın kontrolunu almaya ve hayatınıza sahip çıkmaya davet ediyorum!

Bırak, içindeki yaratıcı güç yıldızlar gibi ışılldasın!
Çünkü, biliyorsun ki yapabilirsin; biliyorsun ki lider sensin!

Haydi, IŞILDA Türkiye!!!

Burcu Ünsal
İletişim ve Marka Danışmanı, Amerika’nın ilk ve tek Lisanslı Türk NLP Eğitmeni,
Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi Liderliğin İletişim Stratejileri ve Duygusal Zeka Öğretim Görevlisi

www.be-liveinu.com

YAZARIN SON YAZILARI
Neyi neden yaparız? - 24 Haziran 2013