SON TV

Üniversitede Düzey Farklılıkları

Üniversitelere giriş işi bitti; bir yıllık süreç tamamlandı. Ne var ki, üniversite sorunları bitmiyor. Bitmemesi doğal. Doğal ama, sorunlara gecikmeksizin çözüm aramak gerekir.
Vakıf üniversitesi sayısı bıtırak gibi bitince, kontenjanlar bir hayli arttı. Kamu üniversitelerinde de artış beklenenden daha fazla oldu. Bu kez karşımıza dolmayan kontenjan sorunu çıktı. Beğenilmeyen meslekler gündeme geldi. Öğrenci gelmeyen bölümlerin öğreticileri ne olacak? Bu yönlerden YÖK’ün ve devletin işi zor.

1.800.000 adaydan 687.000 aday tercih bile etme fırsatı bulamadı. Baraj altı kaldılar. Bunlar gelecek yıla devirdir, dershane müşterisidir. Tek başına bu bile büyük sorun. 1. 112.000 aday bir yerlere girmek umuduyla tercih yaptı. Bunun 385.000’i dört yıllık, 286.000’i iki yıllık bir bölüme girdiler. İsteyen herkesin girebildiği 205.000’lik açıköğretimi saymıyorum. Bunu küçümsüyor da değilim. Eğitim açısından önemlidir.

Sayıların dili yok derler ama var. Sayıları dillendirecek olan bizleriz. 800.000 lise son sınıf öğrencisinden 395.000’i bir yere girdi. Yarısı açıkta. Sadece bu bile düşündürmeye yetiyor. Tercih yaptığı halde giremeyen öğrenci sayısı 234.000’dir. Bu sayı kararlıların sayısıdır. Gelecek yıla tekrar gireceklerdir. Anlayacağımız kar topu gibi sayılar büyüyor.

73.000 önlisans kontenjanı dolmamıştır. Neden dolmuyor? Aslında önlisans eğitimi önemli. Ancak, öyle programlar var ki, üste para verseler yökçüler de çocuklarını göndermezler. Niye açıyorlar anlamış değilim. Bunların bazıları köy bile denmeyecek ilçelerde açılıyor. Yökçüler buralara da göndermezler. Neden buralara açılır anlamış değilim. Bir yığın morali bozuk ve ezik öğrenci yaratılıyor. YÖK’ün bu konuda cesur kararlar alması ve çoğunu kapatması gerekir.

Vakıf ve Kıbrıs üniversiteleri büyük sorun olmaya devam ediyor. Herkes üniversite denen bir mülke sahip olmak istiyor. Gazetelere verilen ilanlardan anlıyoruz. Kendine güvenen öğretim kurumu bu kadar çok para harcar mı? Boyama kitabi gibi hepsi. O ilanlarla binlerce çocuk okutulur. Öğrenci bir kez girdi mi ayrılamıyor. Gazetede isimleri yazılı öğretim üyelerinin bir kısmı sadece ismini veriyor, kendisi yok ortada. Bunu, arkadaşlarımızdan biliyoruz. Her şey göz boyama…

Ücretleri çok olmasa da fazla tercih edilmiyorlar. Ağırlık yine de kamu üniversitelerinde. Doğru tavır. Kıbrıs üniversiteleri yürekler acısı. % 58 kontenjan boş. Puanlar inadına düşük. Parası olan oldukça düşük puanla buralara giriyor, bitirdikten sonra çok yüksek puanla girenlerle eşit haklara sahipler. Meslek diploması veren bölümler için son derece tehlikeli durum. Şöyle denebilir: Bunlar bitiriyorlar, yetmez mi? Yetmez. Burada moda deyişle “yetmez ama evet” diyemeyiz. “Yetmez ama hayır” demek gerekir. Bu tür bölümler de öğreticiler de yeterli değil. Kırk yılı aşan öğretim üyeliğimde sınıfta kalarak bölümünü bırakan öğrenci görmedim. Sabırlı olan bitiriyor. Bu iş serbest piyasa ortamına da bırakılamaz. Kalan sağlar bizim diyemeyiz. Zira, halka hizmet veriliyor, bir kişiye bile verilen zarar önemlidir. Bitirirken meslek yetkisi alan bölümlerde çok ciddi ve ödünsüz olmak gerekir.

Vakıf üniversitelerinin burslu bölümleri tam doluyor. Burssuz bölümler boş ya da az. Şimdi siz, bu iki öğrenci grubunu aynı sınıfta ders veriyorsunuz. Hocalar bunun ne anlama geldiğini bilir. Kamu üniversitelerinde böyle bir durum olsa cinayet çıkar, öğretim durur. Vakıf üniversitelerinde amaç farklı, ortada hoca için iş ve ticaret esas olduğu için yürür. Böyle sınıflarda hocada ve yüksek puanlı öğrencide motivasyon düşer, aşağıya çekilir.
Bu yıl sonuçlarına göre 300 puana kadar fark ortaya çıkmıştır. Çözüm, bu üniversitelerde burslu kontenjanını kaldırmak ya da bursluları ayırmak gerekir.

Sevimli değil ama doğrusu budur. Düşük puanlı ailelerin çoğu çocuğu şımarık, ayrık ve itici tavırlıdır. Bu tavırlar da sorun yaratmaktadır. Bir puanın 15-20 bin kişi atladığı bir sınavda, 250 puan farkın ne anlama geldiğini düşünmek bile istemiyorum. Bir örnek vermek isterim. Tıp ile diş hekimliği puanları arasında çok fark yoktur. Diş çok az düşüktür. Hocalığım süresinde ders verirken farkı hissederdim. Bir de, 300 puan farkı düşünün. Ey YÖK cinayet işliyorsunuz….
Üniversite adını vermeden birkaç örnek vermek istiyorum. İlk sayı tam burslu, ikincisi ücretli puanı; Uluslararası İlişkiler 370, 199; İnşaat Mühendisliği 321, 198; Beslenme ve Diyet 451, 291; Mimarlık 394, 200; Mühendislik 493, 267,

Elektrik- Elektronik 378, 203….
Ey sağduyulu eğitimciler! Bu sayılarının sesi yok ama seslendirecek olan sizlersiniz. Bu kötü gidişata dur demek gerekir.

Basit çözüm öneriyorum:
Gelişmiş ülkelerde uygulanıyor. Meslek diploması veren bölümlerin mezunları için “Mesleki Diploma Sınavı” (MDS) yapılmalıdır. Bölümü bitiren kişi için yılda bir kez yeterlik sınavı yapılmalıdır. Örneğin, 70 puan alanlar meslek unvanını ve yetkisini almalıdır. Böyle olursa haksızlıklar büyük ölçüde giderilebilir. Tıp Fakültesini bitiren hekim diploması için bu sınavı geçmesi gerekir. Mühendislik, eczacılık, vet. hekimlik için de. Yetersiz ve çapsız dip-lomalıların verdiği zarar 7.4 şiddetindeki depremden daha fazladır.

Köşe yazarı Yavuz Semerci (HT, 31. 97. 13), YÖK’ten, “Ülkenin vurdumduymazlıkta, madalyalı kurum” diye söz ediyor. Böyleyse, bu kadar ağır ve büyük sorunları kim çözecek? Yandık!

Ey Yökçüler (Başkan, üyeler ve rektörler), mangalda kül bırakmayan her derde deva konuşmalar yapan hocalar, aydınlar, aydın olmayanlar, biraz cesaret gösterip sayılan sorunlara çözüm bulalım.

YAZARIN SON YAZILARI
AYM-ASKER YEMEĞİ - 4 Ocak 2014
Mehmet Akif Ersoy - 25 Aralık 2013
Fişleme ve MGK - 12 Aralık 2013
MGK Kararı - 2 Aralık 2013
Yeniden Dershane - 21 Kasım 2013
YÖK 32 Yaşında - 11 Kasım 2013
Cumhuriyet - 2 Kasım 2013
Yeni Diyarbakır - 22 Ekim 2013
İslam ve Terör - 4 Ekim 2013