SON TV

Mısır’ın durumu, İslam hukuku ve darbe

Bu hafta Hukuki Gündem’de Mısır’da olan askeri darbe konusuna farklı bir pencereden bakılacak. Bir yanda askeri müdahale neticesinde binleri bulan ölümler ve yaralanmalar diğer yanda ülkenin içerisinde düştüğü kaos ortamı. Bu konuda Türkiye Cumhuriyetinin iktidarından muhalefetine tutumu sabit ve istikrarlı bir tepki ile devam ediyor. ABD ve AB ülkelerinin bu kaos durumunu anlaması daha yeni de olsa olumlu ancak Arap Dünyasının Mısır darbesini farklı algılaması ve destek vermesi bu yazımda ki incelemeyi yapma zorunluluğunu doğurdu.

Suudi Arabistan, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İslam Hukuku ile yönetilen devletlerin bu darbeye destek olması durumu karşısında İslam Hukuku ve Şeriatın duruşu nedir? İslam ve Şeriatta Darbe Suç mudur? Genel hatları ile önce İslam Hukukuna devamında ise bu konuya değineceğim bir yazı ile sizleri baş başa bırakıyorum.

İSLAM CEZA HUKUKU’NA GENEL BAKIŞ

İslam Hukukunda suç, temelinde “kötü fiil” olarak geçer. Ancak kötü fiilin suç olarak karşımıza çıkabilmesi için şeriat hükümleri tarafından da tanınması gerektir. Şeri Nasslar tarafından kötü fiil sayılmayan eylemler suçu oluşturmaz. Şeri hukukun temeli “Emirler” ve “Yasaklardan” oluşur. Emirlere uymak, yasaklardan sakınmak sorumluluğu üzerine oluşturulmuş bir yargı sistemidir.

İslam Hukuku, suç ve ceza konularını “Ukubat” adı altında toplar. Ukubat’ın kaynakları Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas yolları ile elde edilen ceza hükümlerini kapsar. Suçlar ise üç kısma ayrılmış olup hakkında Ayet, Hadis ve Hakim kararlarına göre ceza hükümlerini barındırır.

Cezalar kısas, diyet, hapis, sopa ve devlete ödenecek para cezaları gibi şekillerde oluşur. Kısas; verilen zarar kadar zarar verme, Diyet ise tazminat hukukunu konu alır. Ancak yargılama ve cezaların infazı devlet eli ile icra edilir. Cezaların infazını tarafların bizzat vermesine müsaade edilmez.

Kısas infaz hukukunun temel dayanağı Bakara Suresidir. Buna göre kıssası meşru kılan Ayet “Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri” hükmüdür. Lakin bunun bir işkence aracı haline getirilmesi ve haddin üstünde zarar vermesi yasaklanmıştır.

İSLAM HUKUKUNDA DEVLETE KARŞI DARBE SUÇU VE CEZASI

Mısır’da meydana gelen bu durumun uluslar arası hukuk normları içerisindeki adı darbedir. Darbe en kısa tanımıyla, meşru devlet iktidarının, askeri güç ve vesayet ile sonlandırılması, bu askeri gücün iktidarı ele geçirmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi diğer tüm demokratik ve laik ülkeler ile Uluslar arası kuruluşlar tarafından Mısırdaki darbeye yapılan eleştirilere rağmen askeri yönetime destek veren Arap ülkelerinden getirilecek bir cevap olabilir mi diye bakmak gerekir. Bu Arap ülkelerinin Mısırda oluşan darbeye destek vermesinde kaynak olarak İslam ve Şeriat Hukukunu dayanak gösterebilirler mi? İslam Ceza Hukukunda darbe ve isyana karşı bir tanım var mıdır?

İslam Ceza Hukukunda, bir grubun kendi kanaat ve içtihatlarına göre yanlış yolda olduğunu düşündüğü devlet başkanına baş kaldırmalarına, bu iktidarı devirerek kendi güçlerini sağlamaya yani darbe yapmak istemelerine “Bağy” denir. Bu eylemleri gerçekleştirmek isteyen kişilere ise “Baği” denir. Yani İslam Hukukunda bu konu incelenmiş ve bir kısım suçlar içerisinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda bağilere uygulanacak hükümler “Had Cezalarından” sayılmıştır. Şeriatta darbe ve isyan, devlet başkanına karşı olarak, devlet düzeninin değişmesini isteyip, kendilerine göre doğru olduğu yönetimi sağlayacak iktidarın var edilmesi için yaptıkları siyasi eylemler bütününü oluşturan suçlardır.

İSLAMDA “SİYASİ EYLEMLER” ve “GÜVENLİĞİ İHLAL” SUÇLARI

Şeriat Hukuku içerisinde iktidarı ele geçirmek (darbe) ile isyan eylemleri siyasi suç ve yaklaşımlardan sayılmıştır. Güvenliği İhlal ve Şiddet Eylemleri başlığı altında incelenen bu suçlar şu şekilde yasak altına alınmıştır;

“yönetimi veya devlet işlerini zorla ele geçirmek, idare ve yönetimi ele geçirdikten sonra yönetimdeki yerini korumak” eylemleri,
“devlet içerisinde savaş çıkartmaya, insanlar arasında fitne ateşi tutuşturmaya kalkışmaya neden olmak”,
“güvenliğin zedelenmesi ile korku ve endişe ortamı yaratmaya neden olmak” eylemleri Şerait Hukukunda suç kategorisine alınmıştır.

İSLAM HUKUKUNDA DARBEYE TEPKİ USULÜ

Hukuk düzeni içerisinde bu siyasi yaklaşımlara karşı ile eylem “uyarıdır”. Devlet içerisinde halkın birbirine zarar vermesini önlemek amacıyla İslam Hukuku ilk yaklaşımı sulh temalı ve şiddet içermeyecek şekilde düzenlemiştir. Siyasi eylemleri gerçekleştiren kişiler tazir edilir.

Bilindiği üzere Mısır Darbesi neticesinde iktidarın askeri güç tarafından ele geçirilmesi sonrasında halk da İslam ve Şeriat Hukukuna uygun davranmış, bu kural ve kaideler çerçevesinde barışçıl bir çağrı içerisinde protestolarını devam ettirmektedirler. Lakin mısır askeri cunta yönetimi bu barışçıl davet ve protestolara çok ciddi bir şiddet ile karşılık vermiş, binlerce kişinin ölmesine, onbinlerin ise yaralanmasına neden olmuştur.

Ancak Şeriat hukuku uyarı ve tazir konusunda da bir kıstas ve sınır koymuş, meşru müdafaa ve devlet otoritesinin sarsılmaması için isyan ve iktidarı ele geçiren kişilerin şiddet uygulaması halinde mağdur iktidar ve halka savaş hakkı tanımıştır. Savaş ve meşru müdafaa hakkı ise kaçanın kovalanmaması, yaralı ve esirlerin öldürülmemesi, mallarına el konulmaması ve bu malların tahrip edilmemesi sınırlarına tabidir.

Peki Mısır halkı bu ilk basamak tepki olan barışçıl eylem ve tazirden vazgeçerek kendilerini koruma hakkı çerçevesinde şiddete başvurur ise, Mısır gibi geçmişi ve kökeni binlerce yılı bulan bir kültürün kendisini yok etmesi kimin işine yarayacaktır. Böylesi gelişen bir ülkenin kendisini imha edercesine dünyadan soyutlanmış şekilde iç savaşa doğru gitmesi hangi vicdan ve hukuk sistemi içerisinde yer bulabilecektir. Uluslar arası savaş suçları konusu bir kenara Mısır halkının ve kültürünün yok olmaya doğru gitmesi kabul edilebilir bir konu değildir.

SON SÖZ OLARAK; Mısır darbesine alenen destek veren Arap Ülkelerine baktığımız zaman yönetim ve hukuk sistemleri yukarıda da kısaca izah etmeye çalıştığım esaslar çerçevesindedir. Kendi hukuk sistemi içerisinde dahi yasaklı eylemlerden olan bu suçlara destek olmak ve lojistik iştirak sağlamak aslında sadece bu dünya için değil, inançları çerçevesinde tüm hayatlarında muhatap olacakları bir suça iştirak da etmelerine neden olmamış mıdır? Şeriat hukuku İslam’da sadece bu dünyadaki cezai müeyideleri karşılayan hukuk sistemi iken Arap Ülkelerinin inançlarına aykırı bu vebal ve suça iştirak ettiklerini nasıl yorumlayacaklar merak etmekteyim. Herkese Saygılar…

İletişim
[email protected]
twitter.com/AvukatPolatK