SON TV

Neden Fidan neden şimdi?

Hakan Fidan ‘ın Mayıs 2010 ‘da MİT Müsteşarı olarak atanmasının hemen ardından yerli ve yabancı basında İsrail ‘in bu atamayla ilgili endişeleri olduğuna dair peş peşe yazılar çıkmaya başlamıştı. Hemen sonrasında Fransız haber ajansı AFP dönemin İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ‘ın, İsrail Hükümet ‘inin İran destekçisi olarak gördüğü Fidan ‘ın MİT müsteşarı olarak atanmasından rahatsızlık duyduğunu birinci ağızdan spekülasyona yer vermeyecek şekilde belirtmişti.

O dönemde Fidan‘ın atanmasının zamanlamasının İsrail açısından neden bu kadar önemli olduğu ise, bugünlerde, özellikle Yahudi lobisinin egemen olduğu gazetelerde yer alan haberlerde yazılıp çiziliyor.

Özellikle 2010 yılı sonrasında İran‘ın nükleer programında görevli bilim adamlarının art arda suikastlara kurban gitmesi, nükleer tesisleri gözetleyen çeşitli cihazların tespit edilmesi ve kaynağı belli olmayan bir virüs(STUXNET) yardımıyla uranyum zenginleştiren santrifüjlerinin hasara uğratılması ve benzeri olaylar sonucunda programın yavaşlatılarak süre kazanılmaya çalışılması hep bu tarihlere denk gelmektedir. Bu sürecin devamında olaylar ve suikastlerin ani bir şekilde durma nedeni İran’ın, İsrail ve ABD lehine casusluk yapan bir şebekeyi tespit ettiğini açıklaması ve bu kişilerin idam edilmesi olabilir.

Ardından İsrail medyasında İsrail güvenlik yetkilileri ve düşünce kuruluşları tarafından Erdoğan ile yakın olan Fidan‘ın Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri güçlendirdiği ve Brezilya ile İranla yapılan uranyum takası anlaşmasını, Davutoğlu ile birlikte formüle eden isim olduğu belirtildi.

Türkiye Göktürk-2 uydusunu uzaya gönderdi. Ancak, kimse Göktürk-1‘e “ne oldu, nerede olduğu?” üzerinde durmadı. Göktürk-1 uydusu, MİT’in emrine verilmesi planlanan yüksek çözünürlük kabiliyetine sahip bir casus uydu olarak planlandı. İhaleyi bir İtalyan firma kazandı. Ancak firmanın ortağı olan Fransız firmaya İsrail tarafından yoğun baskı uygulandı. İsrail baskının gerekçesini bu uydunun çekeceği İsrail ile ilgili görüntülerin yanlış ellere (İran’ı kast ediyor) geçme tehlikesi olduğunu öne sürdü. Ne hikmetse İtalya’ya sipariş edilen uydunun en kritik parçası olan kamera, Fransız şirketi tarafından İsrail’e sipariş edilmiş ve İsrail bu kamerayı “kendi üzerinden görüntü almama şartı” ile satarım diyor.

Önceki yazılarımızda ABD’nin teknoloji kartını kullanarak diğer devletleri İsrail ile işbirliği yapmaya nasıl zorladığını örnekleriyle açıklamıştık. Göktürk-1 uydusunun akıbeti ise hala meçhul ancak İsrail Hakan Fidan’a dolayısıyla MİT’e güvensizliğini her platformda tekrar ediyor. Bir devletin başka bir devletin bir bürokratını bu derece “hatta gazetelere konu olacak şekilde” alenen konu etmesi alışılmadık bir durum. Hele sanki bir teröristten bahseder gibi suikast iması yapması son derece kaba bir tutum olarak değerlendirilmektedir.

Wall Street Journal(WSJ) gazetesi, ardından da Washington Post(WP) gazetesinin Fidan’ı hedef alan makalelerini analiz edebilmek için olayları yukarıdaki gelişmeleri dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor.
Washington Post yazarı David Ignatus‘un, Fidan‘ın üç yıl önce İsrail’in Türkiye üzerinden organize ettiği, MOSSAD tarafından yönetilen bir şebekenin, MİT tarafından tespit edildiğini ve belgelenerek bunun İran ile paylaşıldığını ve sonrasında bu kişilerin idam edilmesi konusunu neden gündeme getirildiği ayrı bir yazının konusu. Ancak İsrail, Türkiye Cumhuriyeti topraklarını yol geçen hanı zannediyor olmalı ki; MİT’e bilgi verilmeden kendi başına organize ettiği operasyonlar eline yüzüne bulaşınca gereken suçlu medya tarafından böylece yaratılıyor. İstihbarat teşkilatları arasında elbette işbirliği olacaktır ama bunun kaideleri ve yolları bellidir. Ne Türkiye eski Türkiye, ne de MİT eski MİT ‘dir.

Birbirleri ile karıştırılan şeyler farklı görünenlerin aksine basit görünen şeylerdir. Politikada tesadüf olmaz, olayları bu gözle analiz edersek durum açık bir şekilde ortadadır. Her geçen gün Türkiye’nin Ortadoğu‘da söz sahibi olmaya başlaması, MİT‘in koordinasyonunda Dışişleri ve TSK arasındaki işbirliğinin ihdas edilmesi ve artan işbirliği, MİT’in sadece ülke içindeki gruplarla ilgilenen basit kolluk işlerinden sıyrılıp Dışişleri ve diğer devlet yapıları ile iç içe geçmiş, fikir alışverişine başlamış olması önemlidir.
Bunlara örnek olarak Suriye‘deki gruplarla, Filistin’de HAMAS ile kurulan diyalog, Mısır ve Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerdeki unsurlar ile yoğun temas, İran istihbaratıyla yapılan ortak operasyonlar ve Suriye içindeki faaliyetlerin İsrail ve ABD‘de rahatsızlık yaratmış olması oldukça muhtemeldir. Bununla birlikte İsrail‘in memnuniyetsizliğinin başka bir nedeni olarak Fidan’ın MİT üzerinde askerin etkisi yerine hükümet etkisini arttırması, dolaylı olarak İsrail’in MİT üzerindeki etkisini azaltarak Erdoğan’ın kontrolünü artırdığı bunun da dış ve savunma politikasının belirlenmesinde önemli olduğuna da dikkat etmek gerekiyor. Sonuç olarak bölgede menfaat kaybı yaşayacak ülkeler’in durumdan rahatsızlık duymaları gayet doğaldır.

Ünlü “one minute” oturumunun yöneticisi Washington Post’tan Ignatus’un MİT’in, MOSSAD’ın sırlarını İran’la paylaştığı yönünde yazısının önemine dikkat çekmekle birlikte, son günlerdeki dezenformatif haberlerin yeni olmadığını da belirtmek isterim. Bir yazıya; yazara bir de yazdırana bakmak gerekiyor tabi ki. Washington Post‘un ele geçirilme öyküsü de başka bir yazı konusu.

Bu açıdan gelişmeleri, Türkiye’nin izlediği dış politikadaki değişiminden bağımsız düşünmemek gerekir. Değişen çıkarlarımız ve bunların diğer ülkelerin çıkarlarıyla özellikle de müttefiklerimizle çatışması bu tarz nezaketsiz durumları da beraberinde getirebiliyor maalesef.

[email protected]
Twitter: https://twitter.com/AkinBeyoglu

YAZARIN SON YAZILARI
Katar Gazı - 16 Aralık 2013
İran ‘ın Yükselişi - 5 Aralık 2013
Enerjik politika - 19 Kasım 2013
Kripto para birimleri - 4 Kasım 2013