SON TV

Yeni Şafak Yazarı Karagül, Beyrut saldırısının olacağını önceden yazmıştı

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı İbrahim Karagül Beyrut'taki saldırıyı değerlendirdi.

Yeni Şafak Yazarı Karagül, Beyrut saldırısının olacağını önceden yazmıştı
  • Medya
  • 20 Kasım 2013 13:37

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı İbrahim Karagül Beyrut’taki saldırıyı değerlendirdi. Karagül saldırı olmadan önce bir yazısında uyardığını kaydederek, “Bölge genelinde yeni terör ihaleleri dağıtıldığına dikkat çekmiştim” dedi.

İbrahim Karagül’ün Yeni Şafak gazetesinde yer alan “O yazı, Beyrut’taki saldırı için uyarıydı” başlıklı (20 Kasım 2013) yazısı şöyle:

“Beyrut’ta İran Büyükelçiliği’ne yönelik saldırıyı, bölgede terör saldırılarının alabildiğine yükseleceğini, açık söyleyeyim, yirmi gün önce yazmıştım. Bölge genelinde yeni terör ihaleleri dağıtıldığına dikkat çekmiştim.

Önce kısa bir özet yapıp hatırlatayım:

Bu bölgede Lübnan)sız hiçbir çatışma ya da savaş yaşanmaz. Görünüşte Lübnan’la hiç alakası olmayan krizler bile sonuçlarını bu ülkede gösterir.

Etnik çatışmalardan mezhep savaşlarına; İran-Suudi Arabistan restleşmesinden İran-İsrail çatışmalarına kadar her yolun sonu mutlaka Lübnan’a çıkar.

Bölge ve bölgeye yönelik uluslararası nitelikli bütün krizlerin ya da diplomatik mücadelelerin izleneceği adres kesinlikle Beyrut’tur.

Böyle olunca da Lübnan ya da Beyrut’ta patlayan her bomba bizi alarma geçiriyor. Her suikast, her cinayet, küçük de olsa çatışmalar, Şii-Sünni kapışmaları bizi endişelendiriyor.

Biliyoruz ki, bunların sonuçları sadece Lübnan’da ortayla çıkmayacak. İran sınırına kadar bütün bölgeyi sallayacak. Biliyoruz ki, Lübnan’da patlayan bombaların adresleri her zaman Lübnan değildir. İran’dır, İsrail’dir, Suriye’dir, Suudi Arabistan’dır.

Bu yüzden, Suriye savaşı ne zaman Lübnan’a sıçrar diye sürekli tetikte bekledik. Çünkü, Lübnan’sız bir Suriye savaşı mümkün değildir. Lübnan; İsrail-İran savaşının cephesidir. Suudi Arabistan-İran çekişmesinin cephesidir.

Dün Beyrut’ta İran Büyükelçiliği’ne yönelik bir saldırı gerçekleşti. İran Kültür Ataşesi Şeyh İbrahim el-Ensari dahil 32 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce insan yaralandı. Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesindeki elçilik binası yakınında bomba yüklü araç infilak ettirildi.

İran, İsrail’i suçladı. Ama bence öncelikle Suriye’ye bakılması gerekiyor. Suriye savaşında etkinliği alabildiğine artan Sünni örgütler ile Suriye içinde doğrudan savaşa giren Hizbullah arasındaki çatışma, bu saldırıyla Lübnan’a taşındı. Hizbullah’ın arkasındaki güç İran ilk kez bu kadar açık ve güçlü bir şekilde hedef alındı.

Günlerdir Lübnan-Suriye sınırında ‘nihai savaş’ hazırlıkları yapılıyordu. Suriyeli siviller, bu savaşın korkusuyla evlerini terkedip Lübnan’a akın ediyordu.

Yine Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Suriye’deki savaşta yer almaya devam edeceklerini, ‘Suriye’den çekilmeyeceklerini’ açıklıyordu. Herkes biliyor ki, Şam yönetiminin elindeki en büyük askeri güç Hizbullah mensupları, en büyük siyasi güç de İran’dı. İran ve Hizbullah, Suriye’deki acımasız savaşın en keskin savaşçıları durumundaydı.

ABD ile Rusya arasında yapılan Suriye’nin kimyasal silahlarının tasfiyesine yönelik anlaşma, sadece Şam yönetimini güçlendirmedi. Suriye’de Şam yönetimiyle birlikte hareket eden İran ve Hizbullah’ı da güçlendirdi. Çok ciddi mevzi kazandılar.

Son günlerde hem Lübnan sınır bölgelerine hem de Halep’e büyük bir saldırı bekleniyordu. Beyrut’taki saldırı tam da bu sırada gerçekleşti. Saldırının arkasındaki güçler muhtemelen şu mesajı verdiler: Suriye’de mevzi kaybının bedelini İran ödeyecek…

Daha geniş bakalım:

ABD-İran yakınlaşması, Cenevre’deki nükleer müzakereler, ABD ve Avrupa dışişleri bakanlarının müzakerelere yoğun ilgisi, İran’a ambargonun yumuşatılmasına yönelik işaretler iki ülkeyi derinden etkiledi: İsrail ve Suudi Arabistan..

Bu iki ülke, İran karşıtı bir cephenin doğal ortakları haline geldi. Her ne kadar S. Arabistan reddetse de, iki ülke arasında adeta bir ittifak görüntüsü oluştu. Fransa’yı da yanlarına alarak, istihbarat ortaklığından İran cephe oluşturmaya hatta savaş hazırlığına kadar birçok iddia var ortada.

S. Arabistan’ın İran’a karşı tek başına ya da İsrail’le birlikte bir girişimde yer alacağına inanmak biraz zor. Böyle bir tehlikeyi göze alamaz çünkü. Ancak iki ülkenin de, sahip oldukları etkili argüman ve kozlarla, ABD-İran yakınlaşmasını sabote etme güçleri hep vardır ve şu an buna oynuyorlar.

ABD içindeki etkili çevrelerle iki ülke arasında, Barack Obama’yı da hedef alan, ciddi bir ortaklık söz konusu.

30 Ekim tarihli ‘İran Perestroikası, yeni terör dalgası’ başlıkla yazımda, aslında Beyrut’taki saldırıyı haber vermiştim. ABD-İran yakınlaşmasını genişçe analiz ettikten sonra şunları yazdım:

Çok garip bir gelişmeler oluyor. İran-ABD yumuşaması, Türkiye-İran arasındaki gerilimin düşürülmesi, Suriye konusunda daha rasyonel eğilimin şekillenmeye yüz tutması ve bütün bunlar olurken Afrika’dan Güney Asya’ya kadar birçok ülkede örgütlerin hızla öne çıkması ve terör saldırılarının alabildiğine artması ya da artırılması…

Kimler arasında nasıl bir güç gösterisi yapılıyor? Terörü finanse edip coğrafyaya yayanlarla işbirliği kanalları açmaya çalışanlar arasında sert bir çatışma başladı. Bu yönüyle mücadele, İran-ABD yakınlaşması ve bölgede genel iyileşmenin çok ötesinde, sınırları aşan bir görüntü veriyor.

ABD’de Barack Obama’yı köşeye sıkıştırmaya çalışanlarla yeni terör dalgası yayanları bağlantılı görüyorum. ‘İslamcı’ gruplar ya da başka örgütler, böylesine bir mücadelede hiç farketmiyor, aynı rolleri üslenebiliyor. Örgütlere roller dağıtılıyor ve bizler bunları bazen bir kilise saldırısında, bazen mezhep çatışmasından, bazen etnik kavgalarda bazen de şirket rekabetlerinde görüyoruz. Dolayısıyla İslamcı kategorisine alınan örgütlerin faaliyetlerini, cinayetlerini Müslümanlara yıkma girişimi de bu büyük operasyonun bir parçası.

Önümüzdeki günlerde bu yakınlaşmanın doğuracağı tepki çok ciddi çatışma alanları oluşturacak. Buna hazır olmak gerekiyor. Şimdiden örgütler düzeyinde bu başlatıldı. ABD iç iktidar dinamiklerinin Obama’yı köşeye sıkıştırmaya dönük manevralarını uzun süredir izliyoruz. İran’la yakınlaşma bu baskıyı daha da artıracak. Üstelik o malum cephe, çatışmayı bizim bölgelerimize yayacak, bilinen ‘korku’ üzerinden Batı kamuoyunu zorlayacak.

Fars ateşi ABD’yi dize getirebilir mi? Yoksa İran derin bir dönüşümü Ruhani üzerinden mi yaşayacak, bunu göreceğiz. Şimdilik bundan daha önemlisi, ılımlı havaya karşıt güçlerin bizim coğrafyamızı teröre boğmak için düğmeye bastıklarını görmek… Mezhep eksenli ayrışma ve düşmanlığın Türkiye dahil bir çok ülkede sokaklara yansıması ile, bu terör dalgasını besleyenler arasındaki bağ da dikkatle düşünülmeli.

Bu sözler olacaklara yönelik bir uyarıydı.

Beyrut’taki saldırıyı hangi örgütün yaptığı gerçeğin çok küçük bir bölümü. İran’ı hedef alan öfke Suriye kaynaklı. Hedef alanın gerisinde İsrail, Suudi Arabistan ve Fransa’yı dikkatlice izlemekte fayda var.

Sonuç? Lübnan’da bu saldırıların ve karşı saldırıların devamı gelecek. Suikastler gelecek. Suriye’nin cepheleri Lübnan’da çatışacak.

İran ve karşıt cephede yer alan İsrail, S. Arabistan ve Fransa, örgütler üzerinden çatışmanın tam merkezinde yer alacak.”

0/5 (0 Reviews)