SON TV

Dolar düşüyor fakat fiyatlar neden düşmüyor?

Doçent Doktor Cemil Erarslan, nominal fiyat yapışkanlıkları sorunsalı olan 'Dolar düşüyor fakat fiyatlar niçin düşmüyor?' sorusunun cevabını SON TV için yazdı.

Dolar düşüyor fakat fiyatlar neden düşmüyor?

Türkiye ekonomisinde 2018 yılının ikinci yarısı, döviz kurlarının ve buna bağlı olarak enflasyon oranlarının hızlı bir yükselişine tanıklık ettiğimiz bir dönem oldu. 1 Ağustos 2018 tarihi itibariyle başlayan kur atağı, merkez bankası ile hükümetin ortaklaşa almış oldukları kararlar ve üst üste açıklanan ekonomik tedbirler ile Ekim ayı itibariyle sakinleşti. Temmuz ayında 4.85 TL civarında olan dolar kuru, Ağustos ayının ortalarında 7.25 TL’ye kadar yükseldi. 3 Kasım 2018 itibariyle de 5.40 TL’ye kadar geri çekildi. Bu da döviz kurlarında belirli bir istikrarın yakalandığını ve döviz piyasalarımıza yönelik spekülatif finansal saldırıların önlendiğini göstermektedir.

Bu süreçte özellikle ithal mallara dayalı sektörlerde ciddi maliyet artışları yaşandı. İthalatçı firmalar artan maliyetleri fiyatlarına yansıttılar. Bu son derece doğal ve anlaşılabilen bir durumdu. Fakat artan döviz kurlarını bahane eden pek çok irili ufaklı, orta ve büyük ölçekli şirketler de, satmış oldukları mal ve hizmetlerin fiyatlarına aşırı kar hırsıyla kontrolsüz biçimde zamlar yapınca, Eylül ayında gerçekleşen enflasyon oranları TÜFE bazında yüzde 24,52’ye ve ÜFE bazında da yüzde 46,15’e yükseldi.

Döviz kurları Eylül ayının ortalarından itibaren hızla düşmeye başladı ve içinde bulunduğumuz Kasım ayının başı itibariyle kur artışları kontrol altına alındı. Fakat buna karşılık vatandaşlarımız haklı olarak, döviz kurları artarken hızla fiyatlarını artıran firmaların, niçin döviz kurları düşerken fiyatlarını düşürmediklerini soruyorlar. Dolar düşüyor fakat fiyatlar neden düşmüyor? Dolardaki artışları bahane ederek fiyatlarına zam yapan firmalar, dolar düşerken niçin fiyatlarını azaltmıyorlar? Dolardaki düşüşler fiyatlara ne zaman yansıyacak? Biz iktisatçılara son zamanlarda en çok yöneltilen sorular, genel olarak bu ve benzeri sorulardan oluşmaktadır. Bu yazımızda söz konusu sorulara iktisat teorisi ışığında yanıtlar aranacaktır. 

KUR VE ENFLASYON ARTIŞLARINA KARŞI ALINAN TEDBİRLER

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 13 Eylül 2018’de yapmış olduğu “Para Politikası Kurulu Toplantısı” nda, bozulan enflasyon oranlarını tekrardan kontrol altına alabilmek ve döviz kurlarındaki istikrarsızlıkları ortadan kaldırabilmek için, para politikasında çok ciddi bir sıkılaşmaya giderek, politika faiz oranlarını, yüzde 6,25 baz puan artırarak yüzde 24’e yükseltti. Böylece yabancı sermaye kaçışları önlenmiş ve kur riski düşürülmüş oldu.

Merkez bankası kararı sonrasında, bir ülkenin “beş yıllık borcunu iflasa karşı sigortalamanın maliyetini gösteren kredi iflas takası primi” olan CDS (Credit Default Swap) Primi, Ağustos ayında ulaşmış olduğu 575 puandan hızla düşerek Eylül ve Ekim aylarında 370 puana kadar geriledi. Bu da dolar kurunun 3 Kasım 2018 itibariyle 5.40 TL’ye kadar düşmesine yol açtı.

Diğer taraftan hükümette, “Yeni Ekonomi Programı (YEP)” ile “Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı” açıklayarak ve fiyatlarına fahiş zamlar yapan firmalara karşı sert mücadeleler başlatarak, fiyat istikrarının en kısa sürede yeniden yakalanmasına çalışmıştır.

Tüm bu alınan önlemler ile döviz kurlarının ciddi manada düştüğü gözlenmiştir. Söz konusu düşüşler sadece dolar kurunda değil Euro, İngiliz Sterlini (GBP) ve İsviçre Frangı (CHF) gibi temel rezerv paralar cinsinde de gözlenmiştir. Ağustos ayında 8,24 TL’ye kadar yükselen Euro/TL paritesi, 2 Kasım tarihinde 6,18 TL’ye kadar düşüş yaşamıştır. Ağustos ayında 9,25 TL’ye kadar çıkan GBP/TL paritesi ise, 2 Kasım da 7,03 TL’ye kadar geri çekilmiştir. Yine Ağustos ayında 7,28 TL’yi gören CHF/TL paritesi ise 2 Kasım itibariyle 5.40 TL’ye kadar azalış yaşamıştır.

DÖVİZ KURLARINDAKİ DÜŞÜŞLER NİÇİN FİYATLARA TAM OLARAK YANSIMIYOR?

Döviz kurlarında gözlenen söz konusu düşüşlerin, mal ve hizmet fiyatlarına istenilen ölçülerde tam olarak yansımamasının temel de iki gerekçesi vardır. Bunlar iktisat teorisinde Yeni Keynesyen okulun ortaya attığı “nominal ücret yapışkanlıkları” görüşü, diğeri ise “kur geçişkenliği ve fiyatlama davranışlarıdır”.

NOMİNAL ÜCRETLERİN AŞAĞI YÖNLÜ YAPIŞKANLIK ÖZELLİĞİ VE MENÜ MALİYETLERİ

Yeni Keynesyen iktisatçılara göre nominal ücretler ve fiyatlar, yukarı yönde esnektir. Fakat Klasik iktisatçıların düşündüğünün aksine nominal ücretler, aşağı yönde esnek değil yapışkan ya da rijittir. Buna göre hem nominal yani parasal ücretler, hem de nominal fiyatlar yukarı yönde esnek olduğu için artabilir. Fakat aşağı yönde yapışkan oldukları için düşemezler. Yeni Keynesyen iktisadın en önemli temsilcilerinden birisi olan “Nicholas Gregory Mankiw”, bu durumu “Menü Maliyetleri (Menu Costs)” görüşü ile açıklamıştır.

Menü maliyetleri, fiyat değişikliklerinin uygulamaya geçirilmesinin firmaya getireceği yük olarak tanımlanmaktadır. Örneğin yeni kurulan bir beş yıldızlı turistik otelin, restoran, kafe gibi işletmelerin, fiyatlarındaki değişiklikleri duyurmak için, yazılı ve görsel basına ilan vermesi, ya da acentelere bildirim yapması, yeni broşürler ve listeler bastırması, menü maliyetlerinin kapsamına girmektedir ve söz konusu işletmelerin maliyetlerini artırmaktadır. İşletmeler, menü maliyetleri sebebiyle artan maliyetlerini de fiyatlarına yansıtmaktadırlar.

Mankiw’e göre firmalar, fiyatları önceden belirlemekte ve sadece büyük menü maliyetlerine maruz kaldıklarında sattıkları mal ve hizmetlerin fiyatlarını değiştirmektedirler. Menü maliyetlerinin varlığı, toplam talepte bir azalma meydana geldiğinde, fiyatların düşmesini de önlemektedir. Bu yaklaşıma göre firmalar, faiz oranlarında, döviz kurlarında ve toplam talep düzeylerinde bir artış olduğunda, fiyatlarını çok hızlı bir şekilde yukarıya uyarlamaktadırlar. Fakat faiz oranları ve döviz kurları düştüğünde, ya da toplam talepte bir daralma olduğunda ise firmalar, menü maliyetleri sebebiyle fiyatlarını çok fazla düşürme eğilimine gitmemektedirler. Dolayısıyla sosyo-ekonomik açıdan, nominal fiyat düzeylerinin çok yüksek olabileceği, fakat asla çok düşük olamayacağı söylenebilir. Bu anlamda nominal fiyatlar, yukarı yönde esnektir ancak aşağı yönlü olarak ise yapışkandır.

KUR DEĞİŞKENLİĞİ VE FİYATLAMA DAVRANIŞLARI

Döviz kurlarındaki hızlı düşüşlere rağmen, piyasada mal ve hizmet fiyatlarında beklenen düşüşlerin gözlenmemesinin, menü maliyetleri dışında kalan bir başka önemli nedeni de “kur değişkenliği ve fiyatlama davranışları” dır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın internet sitesinde, “Merkezin Güncesi” kısmında yer alan, “Kurdan Enflasyona Geçiş: Sihirli Bir Rakam Var Mı?” başlıklı bir analize göre, “Türkiye üzerine yapılan güncel çalışmaların, döviz kurundaki artışların enflasyona bir yıl sonundaki birikimli geçişlerinin yüzde 15 civarında olduğu” ortaya konulmuştur.

Buna göre Türkiye’de enflasyon oranlarında son zamanlarda gözlenen artışların, kahir ekseriyetinin döviz kurlarındaki ve enerji fiyatlarındaki artışlar nedeniyle talep kaynaklı değil maliyet kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla döviz kurları Eylül ayından başlamak üzere düşse bile, bunun fiyatlama davranışlarına yansıması belirli bir zaman alacaktır. Çünkü firmalar Temmuz ayında USD/TL paritesi 4.85 iken, kısa bir süre içerisinde Ağustos ayında 7.25 TL’ye yükselince, çok büyük bir hızda artan üretim maliyetlerini, ürettikleri ya da sattıkları malların fiyatlarına anında yansıtmak zorunda kaldılar.

Eğer finansal ve reel piyasalarda, döviz kurlarındaki azalışların kalıcı olacağına ve Türk Lirası’nın değerinin belirli bir kur bandında istikrar kazanacağına dair güçlü bir kanaat oluşursa, firmalarda gelecek dönemlerde üretim maliyetleri azaldıkça fiyatlarını düşüreceklerdir.  Dolayısıyla burada fiyatların düşmesini önleyen temel etkenin, üretim maliyetlerindeki yükselişler ve fiyatlama davranışlarının bozulması olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’de üretimin ithalat payı ve ithal girdilerin toplam üretim maliyetleri içindeki payının çok yüksek olduğu ve bu sebeple döviz kuru geçişkenliğinin çok yüksek olduğu bilinen bir gerçektir.  Bu nedenle Türkiye’de döviz kurunun fiyatlara etkisinin geniş bir sektörel yayılıma sahip olduğu söylenebilir. Dolayısıyla ithalat ve maliyet kanallarının yanında döviz kurlarındaki değişmelerde, enflasyon beklentileriyle olan etkileşimleri dahilin de endeksleme yoluyla, fiyatlama davranışları üzerinde etkili olmaktadır.

Türkiye ekonomisinde döviz kuru geçişkenliğine dair dair yapılan akademik çalışmalarda, ekonomik aktivitenin yavaşladığı dönemlerde zayıfladığı ve yüzde 10’lara düştüğü, ekonomik aktivitenin hızlandığı dönemlerde ise güçlenerek yüzde 25’lere kadar çıktığı ortaya konulmuştur.

Dolayısıyla Türkiye’de mal ve hizmet fiyatlarının yani enflasyonun kalıcı olarak düşürülebilmesi için, iktisadi birimlerin döviz kurlarının sürekli artacağına olan inançlarının kırılması oldukça önem arz etmektedir. İktisadi birimlerin yaşanan bir kur hareketini ne ölçüde kalıcı ya da geçici algıladıklarına göre mal ve hizmet fiyatlarındaki değişmelerde oynaklık göstermektedir. Eğer firmalar üzerinde döviz kurlarının gelecekte düşeceğine dair bir beklenti oluşturulabilirse, bu durum fiyatlara da orta ve uzun dönemde azalış yönünde yansıyacaktır.

Türkiye ekonomisinde döviz kurundan enflasyona doğru geçişkenliğin azaltılabilmesi için ise, hem kamu kesimi hem de özel sektör temsilcilerine büyük görevler düşmektedir. Özellikle de üretimde yerli hammadde ve ara malların kullanımının teşvik edilerek, katma değerli ürünlerin üretilmesi, hem cari açığın düşmesine, hem de ulusal ekonominin döviz kuru şoklarından korunmasına yol açarak kırılganlığını azaltacaktır. Yine döviz kuru riskinin finansal istikrarı destekleyecek şekilde yönetilmesi, finansal derinliğin artırılması ve mali disiplinin korunması da, ülke ekonomimizin finansal şoklara dayanıklılığını yükseltecektir. Bu da orta ve uzun dönemde mal ve hizmet fiyatlarında kalıcı düşüşler yaşanmasını sağlayacaktır.

0/5 (0 Reviews)
ETİKETLER: