SONTV ANALİZ| FETÖ’nün MİT operasyonu hazımsızlığı…

İstihbarat dünyasında her operasyon yalnızca sahada kazanılmaz. Asıl mücadele, çoğu zaman görünmeyen cephede; zihinlerde, algılarda ve kamuoyunun yönlendirilmesinde verilir. Son günlerde gündeme gelen MİT’in başarılı bir operasyonu sonucu Önder Sığırcıkoğlu’nun yakalanması hadisesi, bu gerçeği bir kez daha hatırlattı.

On iki yıl boyunca izlenen bir hedefin, doğru zaman ve zeminde etkisiz hale getirilmesi klasik anlamda başarılı bir “nokta operasyonu”dur. Ancak bu tür operasyonların hemen ardından başlayan ikinci dalga, yani algı ve etki operasyonları, en az fiziki operasyon kadar kritik bir öneme sahiptir.

İstihbarat terminolojisinde bu durum “psikolojik harekât (PSYOPS)” ve “dezenformasyon kampanyası” olarak tanımlanır. Yabancı İstihbarat örgütlerinin maşası haline gelen FETÖ’cü Emre Uslu, Cevheri Güven ve diğer yurtdışına kaçan FETÖ’cülerin, söz konusu operasyon üzerinden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı ve MİT Müsteşarı İbrahim Kalın ve o dönemde görev yapan bölge başkanlarını hep bir ağızdan yalan yanlış bilgi ve algı operasyonu ile karşı karşıya getirmeleri bir amaca hizmet etmektedir. Amaç nettir: Gerçekliği bulanıklaştırmak, karar vericiler arasında güvensizlik oluşturmak ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratmak.

Sığırcıkoğlu’nun yakalanmasının ardından sosyal medyada hızla yayılan içeriklere bu çerçeveden bakmak gerekir. Özellikle FETÖ ve onu kullanan yabancı istihbarat birimleri ile bağlantılı hesapların devreye girerek oluşturduğu söylem, klasik bir “iç çatışma algısı üretme” operasyonunun izlerini taşımaktadır. Bu tür operasyonlarda hedef, doğrudan olayın kendisi değil; olayın nasıl algılandığıdır.

Bu süreçte kullanılan yöntemler oldukça tanıdıktır. İlk yöntem parçalı bilgi sızdırmadır(fragmentation). Burada amaç gerçeğin küçük parçalarını bağlamından kopararak servis etmektir. İkinci yöntem ise yönlendirilmiş anlatıdır (narrative shaping). Amaç belirli kişiler arasında gerilim varmış izlenimi oluşturmaktır. Üçüncü yöntem ise güven erozyonudur (trust erosion). Amaç, devlet kurumlarına olan güveni zedelemektir. Dördüncü yöntem yankı odası etkisidir (echo chamber). Amaç aynı mesajı farklı hesaplar üzerinden çoğaltarak gerçeklik hissi yaratmaktır. Bu teknikler, modern istihbarat savaşlarının vazgeçilmez araçlarıdır. Özellikle dijital platformlar, bu tür operasyonlar için düşük maliyetli ama yüksek etkili bir zemin sunar.

Burada kritik olan nokta şudur: Fiziki operasyon başarıyla sonuçlansa bile, eğer bilgi alanı kontrol edilemezse operasyonun stratejik etkisi zayıflatılabilir. Bu nedenle devletler artık sadece sahada değil, bilgi ekosisteminde de üstünlük kurmak zorundadır.

Batı istihbarat birimlerinin maşası olan FETÖ’nün etki ajanlarının bu süreçteki refleksi, örgütün geçmişteki yöntemleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Kriz anlarını fırsata çevirerek kurumlar arası çatlak varmış gibi gösterme çabası, örgütün “kaos üzerinden alan açma” stratejisinin bir devamıdır.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek vardır. Algı operasyonları kısa vadede etkili olabilir, fakat uzun vadede tutarlılık ve gerçeklik testinden geçemez. Çünkü istihbaratın doğası gereği, zaman en büyük doğrulayıcıdır.

Sonuç olarak, Suriye sahasında gerçekleştirilen bu operasyon sadece bir yakalama hikâyesi değil; aynı zamanda modern istihbarat mücadelesinin iki boyutunu da gözler önüne seren bir örnektir. Sahadaki başarı ve zihinlerdeki mücadeledir.

Ve bugün artık biliyoruz ki, savaşlar sadece sınır hatlarında değil; ekranların arkasında, kelimelerin içinde ve algıların derinliklerinde kazanılıyor.


SON HABERLER

İlgili Haberler

Exit mobile version