SON TV

Hangi Genelkurmay Başkanı’nın kahvesine zehir katıldı?

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Cem Küçük Türkiye'nin derin yapılarını ve gerçekleşen cinayet ve cinayetleri kaleme aldı.

Hangi Genelkurmay Başkanı’nın kahvesine zehir katıldı?

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Cem Küçük Türkiye’nin derin yapılarını ve gerçekleşen cinayet ve cinayetleri kaleme aldı. 3 bölüm şeklinde yayınlanan yazı dizisinde cinayetlerle ilgili çarpıcı bilgileri okurları için derleyen Küçük, Özal suikastinden başlayarak, Türkiye’nin bir çok ili ve KKTC’ye kadar uzanan karanlık elleri yazdı…

İŞTE O YAZI DİZİSİ

Türkiye bunun ilk örneğini 1988’de Özal’a yönelik suikast girişiminde net bir şekilde yaşadı. Gümrük kaçakçılığından büyük paralar kazananlar, döviz kaçıranlar, içeride askeri vesayet sürsün diyenler ortak bir konsorsiyumla Özal’ı öldürmek istemişlerdi.

Türkiye bu suikast girişiminden sonra hızla bir dizi şüpheli ölümler zincirine girdi. Yaklaşık 400 ölüm bu ülkenin maalesef kaderi oldu.

Bu yazı dizisinde Türkiye’de son 30 yılda meydana gelen şüpheli ölümleri masaya yatıracağız.

5 Şubat 1993… Maliye Bakanı Adnan Kahveci Kaza Bolu-Gerede Çaydurt mevkii yakınlarında kaza geçirdi. Yanında eşi ve iki çocuğu da bulunmaktaydı. Olayda Adnan Kahveci ve eşi Füsun kahveci hemen ölürlerken, kızı 17 yaşındaki Aslıhan Kahveci 10 gün yoğun bakımda ölümle pençeleşti ve sonunda hayata gözlerini yumdu. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a Kürt meselesi konusunda en çok yardım eden isim olan ve ‘Kürt Sorunu’ başlıklı bir rapor bile hazırlayan Kahveci’ye o dönem birçok kişi bu meseleye karışmamasını telkin etmiş ama o, tehlikeli sularda yüzmeyi göze almıştı.

SUİKAST GİRİŞİMİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993’te 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra hayatını kaybetti. Toplumun önemli bir kısmı Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü yönünde fikir birliği içerisinde. Buna en önemli delil de 1988’de kendisine yönelik suikast girişimiydi.
Özal, Kürt meselesini kalıcı biçimde çözmek istiyordu. Bir yandan raporlar hazırlatıyor, öte yandan hem Barzani hem de Talabani’yle görüşüyordu. Derin yapının bir türlü sevemediği Özal’ın vücudunda Adli Tıp’ın tespit edilen zehirlerin her cesette bulunduğu iddiası ise kamuoyunca pek kabul görmedi.

Bitlis’in ekibine temizlik harekatı

Üzerindeki sır perdesi aralanmamış olan en kritik vaka Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümüdür. Kürt meselesinde mevcut yapıdan farklı düşünen, Turgut Özal’ın vizyonerliğine yakın ve en önemlisi ABD’nin Çekiç Güç fikrine baştan karşı olan bir komutandı Bitlis. JİTEM’in yargısız infazlarını onaylamıyordu. Amerika’nın PKK’yı Çekiç Güç üzerinden desteklediğini söylemekten çekinmeyen Bitlis’in helikopteri 17 Kasım 1992’de taciz edilmişti. Nitekim Bitlis, birkaç ay sonra uçak düşmesi sonucu ölecekti. 17 Şubat 1993’te Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere bindiği uçak Yenimahalle PTT binası önünde yere çakıldı.

Daha sonra Bitlis’le ilintili olan bazı isimler de şüpheli bir şekilde öldü ya da öldürüldüler. Eşref Bitlis’e yakın subaylardan Albay Kazım Çillioğlu’nun büyük oğlu Tayfun Çillioğlu, ‘Babamın ajandasında bir fotoğraf bulduk. Bitlis’in yanısıra aralarında generallerin de yer aldığı 10 kişiden 7’si bugün hayatta yok. Hepsi bir şekilde öldü’ açıklaması yaptı.

O yedi kişiden Eşref Bitlis dışında ikinci isim Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın’dı. Halkla çok samimi ilişkiler yürüten Aydın, 1993’te Lice’de vurularak öldürüldü. Olayı PKK üstlendi. Ama perde arkasında JİTEM’in olduğu söylendi. Üçüncü isim ise Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz’dü. Cingöz 1991’de öldürüldü.

Dördüncü kişi emekli Korgeneral Hulusi Sayın’dı. Cingöz’ün öldürüldüğü gün Sayın da Ankara’da hain bir cinayete kurban gitti. Her iki cinayeti de Dev-Sol üstlendi ama bu sadece ‘perdeleme’ idi.

Beşinci isim Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özen’di. 12 Ağustos 1995’de PKK’yla girdiği çatışmada öldürüldüğü söylendi. Bir PKK itirafçısı, Özden’i yanındaki askerin öldürdüğünü söyledi.

Altıncı isim ise Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu’ydu. Lojmanında intihar ettiği söylendi. Ancak otopsisinde Çillioğlu’nun ölmeden önce darp edildiği ve kaburgasına kurşun yediği tespit edildi.

Yedinci isim Jandarma Binbaşı -JİTEM kurucularından- Cem Ersever’di. Ersever Güneydoğu’da PKK-derin devlet-uyuşturucu ilişkilerini açıklamaya başladığında 1993’te Ankara’da cesedi bulundu.

Azerbaycan’ı eğitirken aniden öldü

Zeki Durlanık 1998’de tuğgeneral oldu. Önemli bir askerdi. Güneydoğu’da PKK’ya karşı ciddi operasyonlar yapmıştı. Zeki Durlanık Paşa 1998’de bir sabah aniden öldü. Doktorların yaptığı resmi açıklama kalp damarlarında çatlama olduğu yönündeydi. Baba Denktaş ise oğlunun soyadı kurbanı olduğunu ve kendisinden hazzetmeyenlerin oğlu üzerinden intikam aldıkalarını söylemişti.

‘Sekte-i Kalp’ten giden casus

MİT mensubu Turan Çağlar eski bir 27 Mayısçı ve ihtilalciydi. MİT’in önemli isimlerinden Nuri Gündeş’e göre kalp hastasıydı. Ancak başka iddialar da vardı. Bazılarına göre Turan Çağlar, Nuri Gündeş-Hiram Abas ekibine karşı olduğu için ortadan kaldırılmıştı. Bir başka iddiaya göre ABD’li diplomat William Philips’e bazı ‘gizli evraklar’ı para karşılığı satmaktaydı. Ancak bu iddia hiçbir zaman ispatlanamadı. Turan Çağlar 29 Temmuz 1983’te Mamak Askeri Cezaevi’nde ‘Sekte-i Kalp’ten vefat etti. Ölümündeki sır perdesi hâlâ tam olarak aydınlatılamadı.

2 Aralık 1991 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu, 1. Ordu Komutanı İsmail Hakkı Karadayı ve 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Hikmet Köksal denetleme için İstanbul’daki 26. Zırhlı Birlikler Tugay Komutanlığı’na gitti. Birlik komutanı Tuğgeneral Habil Küçük’ün ifadesine göre komutanlar, tugay komutanının odasında kısa bir brifing sonrası kışlayı gezdi. Komutanlar, 2. Tank Tabur Yemekhanesi önüne geldiğinde Genelkurmay Başkanı Güreş, öğle yemeğinin hazır olup olmadığını sordu. Kendileri için tugay gazinosunda yemek hazırlandığı belirtilse de Güreş Paşa, 2. Tank Tabur Er Yemekhanesi’nde erlerle birlikte yemek istediğini söyledi. Yemekten sonra paşa ve beraberindekiler tugay gazinosunun komutan bölümüne geçti.

Tuğgeneral Habil Küçük ifadesinde o andan sonra yaşananları şöyle anlatıyor: ‘Komutanlar kahve siparişini verdi. 10-15 dakika sonra kahveler geldi. Genelkurmay Başkanı kahveden bir yudum içti, müteakiben ‘Komutan kahvesi diye içine kahve dolduruyorlar ve acı oluyor’ dedi. O anda Muhittin Fisunoğlu kahvesinden bir yudum aldı ve Güreş’e hitaben ‘Komutanım kahve çok acı içinde bir şeyler var’ dedi. Bana dönerek ‘Eğer tiksinmezsen bir yudum al’ dedi. Ben de bir yudum aldım. Kahve çok acı ve kötü kokulu idi. Kahve ile birlikte dışarı fırladım.’

GARSONLAR KAYBOLDU

Olayın ardından kahveleri hazırlayan garson erler Mustafa Akın ve Mehmet Saka’nın peşine düşüldü, ancak her iki askerin kahveyi hazırladıktan sonra kayıplara karıştığı belirlendi.

Kahveler daha sonra inceleme için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Kurumun başındaki Prof. Sevil Atasoy’un yazdığı rapor herkesi şaşkına çevirdi. Gönderilen numunelerde öldürücü etkiye sahip radyoaktif siyanür maddesine rastlanmıştı.

Dört benzemez aynı araçta

Susurluk Kazası Türkiye’nin kırılma anı yaşadığı olaylardan biriydi. 3 Kasım 1996’da meydana gelen kazada dört benzemez aynı arabadaydı. Sedat Bucak dışındaki üç kişi hayatlarını kaybetmişti. Abdullah Çatlı, Gonca Us ve Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ hayatlarını kaybettiler.

MİT’Çİ BERKMAN’IN ÖLÜMÜ

MİT görevlisi Ertuğrul Berkman’ın otomobili, 29 Ağustos 1997 günü Bozöyük-Eskişehir yolunda 40 metre sürüklendikten sonra Çimento Fabrikası bahçesindeki ağaçlara çarparak durabilmişti. 66 yaşındaki Berkman ile birlikte eşi Gülseren Berkman da hayatını kaybetti, kızları Aylin Berkman ise yaralandı.

Ertuğrul Berkman özellikle Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle ilgili Fikri Sağlar’a bazı açıklamalarda bulunmuştu. Bu bilgilerden rahatsız olan birileri çok tuhaf bir araba kazasıyla hayatını kaybeden Ertuğrul Berkman’ın ölümüyle çok rahatlamışlardı.

SUSURLUK RAPORTÖRÜ DE ‘KAZA’YA KURBAN GİTTİ

Susurluk ‘şüpheli’ kazalar zincirinin ikinci kalkası Başbakanlık Hukuk Müşavirliği’nde görevli TBMM Susurluk Komisyonu’na atanan raportör Hakim Akman Akyürek’in başına gelen kazaydı. Akyürek, 8 Aralık 1997 tarihinde, İstanbul Maslak’ta içinde bulunduğu 06 YJY 80 plakalı aracın 41 H 1659 plakalı bir kamyonla çarpışması sonucu 36 yaşında hayatını kaybetti. Görgü tanıklarına göre üçüncü bir araç Akyürek’ün aracını sıkıştırmıştı. Bu garip kaza kayıtlara aşırı hız ve dikkatsizlik olarak geçmişti.

Kamyondan çuval düştü!

Abdullah Çatlı’nın Mehmet Özbay kimliğiyle iki ortağından biri Efraim Barut’tu. Gebze yakınlarında gitmekte olan bir kamyondan üzerlerine doğru düştüğü söylenen bir ‘çuval’ sonucu Efraim Barut, MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı İbrahim Uçar’la birlikte öldüler. Efraim Barut muhtemelen Çatlı ve onun bağlantıları hakkında bildiklerinden dolayı öldürülmüştü.

‘Sağ bırakmazlar’ son sözüymüş

Telekulak skandalının kilit ismi olan Cengiz Çelik 1 Temmuz 2001 saat 03.00’te, beş arkadaşıyla birlikte Muğla-Dalaman yolu üzerinde şarampole yuvarlandı. Arabadaki diğer beş kişi yaralanırken, Cengiz Çelik hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra öldü.

Susurluk belgelerini açıklayacaktı

Meclis Susurluk Komisyonu Sözcüsü FP Milletvekili Bedri İncetahtacı, 21 Kasım 1999 sabahı yağmur sebebiyle ıslanmış yolda saat 06.30 sıralarında kontrolü kaybedip takla atarak önce orta refüjdeki ağaçlara, ardından da aydınlatma direğine çarpan 39 yaşındaki İncetahtacı, olay yerinde hayatını kaybetti. Hangi el değdi bilinmez, İncetahtacı’nın arabası hemen kaza mahallinden kaldırıldı. Böylece bütün deliller de ortadan kaybolmuştu.

RAİF eroin için mi öldü?

KKTC Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş sadece siyasi kimliğiyle değil çocuklarıyla da ilgili sıkıntılar yaşadı. Bunlardan biri de 1951 doğumlu oğlu Raif Denktaş’tı. 23 Aralık 1985’te ders verdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden Magosa’dan Lefkoşa’ya dönerken askeri bir kamyonla çarpışması sonucu ağır yaralanan ve tedavi için Ankara’ya götürülen Raif Denktaş 26 Aralık 1985’te yaşamını yitirdi. Raif Denktaş’la ilgili en temel iddia Behçet Cantürk’le beraber uyuşturucu işine bir şekilde dahil olduğuydu.

14 Temmuz 2004 akşamı Çanakkale-Gelibolu yolu üzerinde adi bir vakaymış gibi görünen bir trafik kazası meydana geldi.

Bu kazada üç kişi hayatını kaybetti. Sezer Soysal yönetimindeki resmi plakalı, TÜBİTAK’a ait minibüs, saman yüklü arka ışıkları yanmayan traktöre arkadan çarpmıştı. Ne var ki minibüsün içindeki kişiler ve görevleri düşünüldüğünde bunun ‘şüpheli’ bir kaza olacağı su götürmez bir gerçek. Bu kazada ölen üç kişi TÜBİTAK’ta ulusal güvenlikle ilgili stratejik bir görev yapan gizli görevli bir yüzbaşı ile iki mühendisti.

SAVCIDAN ÖNCE KONTROL

Kazayı ilk gören ve yetkililere haber veren köylülerdi. Ancak savcının olay mahalline gelmesinden önce biri ya da birileri kazanın olduğu yere çoktan gelmişlerdi. Bu kişi ya da kişiler TÜBİTAK’a ait minibüse bakmışlar ve hemen olay yerinden uzaklaşmışlardı. Olay yerine önceden gelen bu kişi ya da kişilerin kim olduğu, nasıl ortada kaybolduğu hâlâ muamma.

Gizli güvenlik şifreleri üzerinde çalışıyorlardı
Kazada hayatını kaybeden üç kişi Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili kriptolar yani gizli şifreler üzerinde çalışıyordu. Üç kişilik ekip yeni geliştirilen askeri bir cihazı denemek için Çanakkale’ye gitmişti.

Ailelerine bile bilgi vermiyorlardı

TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde çalışan uzmanlar yaptıkları işlerle ilgili ailelerine bile bilgi vermiyorlar. Daha da ilginci bu kazadan sonra ASELSAN mühendislerinin tuhaf ölümleri başlayacaktı. Birbiri ardına gelen bu ölümler hala aydınlatılamadı.

ASELSAN’da ‘intihar’ cinayetler

7 Ağustos 2006’da ASELSAN’da çalışan makine mühendisi Hüseyin Başbilen’in otomobili, Ankara Pursaklar Ayancık yolu üzerinde bulundu. Başbilen, şoför koltuğunda kanlar içinde yatıyordu. Arabanın ön sağ koltuğunda, genç mühendisin yazdığı intihar mektubu ve alyansı bulundu. Jandarmanın tutanağına göre, maktulün sol bileği iki santimetre, boynunun sol tarafı iki santimetre falçatayla kesilmişti. Ölüm sebebi olarak kan kaybı gösteriliyordu. Jandarma, otomobilin içinde yaptığı aramada Başbilen’in çantasını da buldu. Çantada, Başbilen’in üzerinde çalıştığı milli tank projesiyle ilgili sunumların olması gerekiyordu. Ama bu dosyalar bulunamadı.

ŞAİBELİ ÖLÜMLER

ASELSAN’da bir süre çalıştıktan sonra görevinden ayrılan Halim Ünsem Ünal’ın cesedi, 17 Ocak 2007’de Ankara’da Eymür Gölü kenarında bulundu. 9 gün sonra ASELSAN mühendislerinden Evrim Yançeken Ankara Batıkent’te oturduğu binanın arkasında ölü bulundu.

Uçak tanıma sistemini millileştirdiler

Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken, şifre çözmede uzman mühendislerdi. Uçak tanıma sistemlerinin ‘millileştirilmesi’ ve ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı bırakılması çalışmalarını yürütmüşlerdi.

Oktay solaktı ama kurşun izi sağdaydı

25 Şubat 2009 tarihinde Ankara Dikmen’de Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay’ın kafasına tek kurşun sıkarak intihar ettiği söylendi. Olay anında Oktay’ın yanında bulunan Halil Kesici’nin sanık olarak yargılandığı davada Şengül Oktay eşinin planlı şekilde öldürüldüğünü iddia etti.

SON YEMEKTE BAŞKALDIRDI

Eşinin olay gecesi eski bir emniyet amiri, bir kumarhane sahibi ve bir tefeci ile yemek yediğini anlatan Oktay, ‘Bu yemek ortamında eşim başkaldırdı. Çok şey biliyordu. Olayın olduğu gece, eşimin dairesindeki kasası açıldı’ dedi. Oktay, ‘Eşim solaktır ve görevi gereği silahını hep sol eliyle kullanırdı. Nasıl oluyor da intihar eden bir kişi, sağ eliyle başına sıkar? Bu mümkün değil’ diye konuştu.

Süper Vali’nin ölümü de karanlıkta Recep Yazıcıoğlu devletin ve hatta milletin görmeye alışkın olmadığı valilerdendi. Halka tepeden bakan, hakir gören, yok sayan bürokratlardan değildi.

Yeri gelir rafting yapar, yeri gelir yer sofrasında peynir ekmek yerdi. Adı ‘Süper Vali’ydi. Kalıpları aşmış, statükoya boyun eğmemişti. Ancak kaderi kötü bitti. 2 Eylül 2003’te Eskişehir-Ankara yolunda geçirdiği trafik kazası sonrası bitkisel hayata girdi ve 8 Eylül’de vefat etti. Aşırı hızla giden şoförün geç fark ettiği trafik ışıklarında durabilmek için fren yaptığı; ancak kontrolü kaybederek istinat duvarına çarptığı söylendi.

Haldun Tellioğlu olay yerinde, Yazıcıoğlu ise hastanede hayatını kaybetmişti. Şoförünse burnu bile kanamamıştı. Ve bu kazanın da üzeri örtüldü.

ETİKETLER: