SON TV

Politik desteği korkuyla bağlamak

Özellikle 28 Şubat sürecinde çok tekrarlanan bir cümle vardı: “Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmak.” (28 Şubat artığı bir rektör, “Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmamız gerek” dediğinde, “Ne Kazanımı?…” diye terslemiştim. O günden bugüne bu cümleden nefret ederim.)
Bu cümleye sığınmak 2007’ye kadar devam etti; sonra unutuldu.
Son günlerde iktidar “12 yıllık kazanımlara sahip çıkalım” düsturuyla hareket ediyor. Bu şablon yanlış.

Ha “cumhuriyetin kazanımları; ha “12 yıllık kazanımlar”!… Şablon aynı olduktan sonra, kelimelerin değişmesinin pek anlamı yok.
Evet… 12 yıldan beri “eski Türkiye”nin dayatmacı zihniyeti ortadan kaldırılmaya çalışılıyor…

12 yıldan beri Türkiye bir “partizan cumhuriyet ülkesi” olmaktan arındırılıyor ve iyi yönde pek çok değişiklikler yapılıyor… Âmennâ ve saddaknâ!…

Tanrılar Çıldırmış Olmalı Filmindeki Gibi
Fakat son zamanlarda “Biz gidersek, eski Türkiye hortlar” korkusu yayılarak “12 yıllık kazanımlar” üzerinden korku salmaya gerek yok. Böyle bir tavır, Tanrılar Çıldırmış Olmalı filmindeki bir sahneyi hatırlatıyor.
O sahneyi hatırlarsınız:
Bir adam “uğursuz şişe”yi dünyanın öbür ucundan atmaya gider. Yolda tüfeğini yanına koyup mızıka çalan bir yerli görür ve silahı merak ederek eline alır. O anda silahın sahibi yerli, durumu fark eder ve meraklı adamın silahı bilinçsizce kendisine doğrulmasını bir kasıtlı bir hareket zannederek kaçmaya başlar.

Elinde silah olan yerli, silahı sahibine vermek için adamın arkasından koşar. Kaçan adam, yerlinin kendisini vurmak istediğini zannettiğinden tabana kuvver koşar. Kovalayan yerli bir süre sonra koşmaktan vaz geçer ama silahın sahibi, hâlâ kovalandığını zannederek kaçmaya devam eder.
İşte bu filmdeki gibi, iktidarın hâlâ biri kovalıyormuş zannıyla hareket etmesi yanlıştır.

Korku Kültürü Nereye Kadar?
Bu ülkede artık, olması gerekenler, olması gerektiği için yapılmalı; bir şeylerden kaçarak ve korkarak değil.
İnsan hayatında herşeyi korkuların yönlendirdiği reddedilemez bir kaziyyedir. Anayasalar, yasalar, icatlar, keşifler, maddî gelir elde etmeler ve hatta bireysel davranışların temelinde hep korku vardır. Fakat insanı merkez alan devletler, geleceklerini korku üzerine değil, bireyin mutluluğu üzerine inşa etmelidir.
Zaman zaman iktidar mensuplarınca dolaylı bir şekilde dile getirilen “Bize oy vermezseniz, 28 Şubatçılar veya paraleller gelir” îmâsı, doğruluk payı içerse de, politik strateji açısından bir öz güven eksikliğinin ifadesidir.

Seçmende Muhalefet Korkusu
Korku kültürünün seçmen-birey boyutu da mevcut. “Oyumu Ak Parti’ye vermezsem, CHP veya MHP iktidara gelir.” sâikiyle hareket edenler de var. Yani Ak Parti’ye verilen oyların tamamı, bir kesin inanç ve güven sonucu değil, bir kısmı muhalefetin eski Türkiye’yi dirilteceği korkusuyla hareket edenlerin verdikleri oylardan oluşmaktadır.

12 yılda Türkiye’de çok büyük değişiklikler yapılmıştır ve artık büyük çoğunluk, muhalefetle özdeşleştirdiği eski Türkiye’ye; yasakçı, dayatmacı, sınırlamacı ve buyurgan Türkiye’ye dönmek istememektedir.

Tereddütten Kararlılığa
Ak Parti’nin, 12 yıllık kazanımlar ve bu kazanımların kamu oyu tarafından içselleştirilip içselleştirilmediği ve toplumun kılcal damarlarına nüfuz edip etmediği konusunda bir tereddüt yaşamasın sonucu, nisbî bir endişeye kapıldığı görülmektedir. Belki yukardan bakılınca böyle bir tablo görülmektedir ama şayet toplumsal bir tereddüt yaşanıyorsa, bunun sebebi, toplum değil, toplumu okuyamayan ve okuma temrinleri yapamayan siyasettir.
Artık iyice anlaşılmıştır ki, toplum ne darbecileri tercih ediyor, ne de paralelleri!…

Bütün bu tespitlerden sonra derim ki: Korku ve tehdit kültürü, 21. Yüzyıl insanına sökmüyor; korku ve tehdit kültürüyle bir yere varılmaz.
Ne korku, ne tehdit!… Sadece özgüven!… İktidarın da bireyin de öz güven içinde bulunması şart… Engeller ancak bu öz güvenle aşılabilir.