SON TV

Sağlıklı Bir İlişki için Beş Öneri

Öneri 4: Birlikte geçireceğiniz özel zamanlar yaratın!

Çift Terapisinde yıllarca çalışmak bana her bir çiftin farklı ve biricik olduğunu gösterdi. Her bireyin biricik olduğu gibi… O nedenle çiftleri belli kalıplarda olmaya yönlendirmedim hiç. Sadece onları neyin bir araya getirdiğini anlamaya çalıştım. İki bireyi bir araya getiren ve uzun süre bir arada kalmalarını sağlayan öyle şeyler var ki, gerçekten sağlıklı ve güçlü ilişkilerin kurulmasına sebep oluyor.

Son üç yazımda, daha güçlü bir ilişki için yapılacakları tanımlamak üzere önemli bulduğum beş önerinin ilk üçünü sizinle paylaşmıştım:

1. Etkili iletişimi öğrenin!
2. Aynı tarafa geçin!
3. Bireysel ve ortak alanların dengesini sağlayın!

Bugün ise, sağlıklı bir ilişki için dördüncü önerimi paylaşmak istiyorum:

İlişkiniz boyunca birlikte geçireceğiniz özel zamanlar yaratın!

Modern dünyada yaşam herkes için çok yoğun ve hareketli. İş yaşamı, ev yaşamı, sosyal yaşam büyük bir koşturmaca içinde geçiyor. Ve birçok çift bu koşturmaca içinde birbirlerine zaman ayırmayı unutuyor.

Yapılacak o kadar çok şey var ki; çocukların okula, kurslara yetiştirilmesi, arkadaşlarına bırakılıp geri alınması gerekiyor. Çiftin kendi sosyal yaşamını düzenlemesi, arkadaşlarla, dostlarla görüşebilmek için uygun zamanlar ayarlaması gerekiyor.

Aileleri de ihmal etmemek gerek. Kök ailelerle düzenli aralıklarla yemek yenecek, doğum günleri, anneler günü, babalar günü atlanmayacak.

Ayrıca iş yerinde çok iyi bir performans göstermek gerekiyor. Eve bazen iş getirilecek ve evde iki arada bir derede bu işler tamamlanacak. Mesleki olarak kendini geliştirmek de önemli, bunun için zaman ayırmak gerekiyor.

Bu arada, evle ilgili sorumluluklar yerine getirilecek ve ev işleri aksatılmadan yapılacak. Bunlar için de iyi bir iş bölümü yapmak gerekiyor. Faturalar ödenecek, araba bakıma götürülecek, sağlık kontrolleri atlanmayacak ve tabi düzenli olarak alışveriş yapılacak.

Dedim ya; yapılacak o kadar çok şey var ki, bir çiftin tüm bu görev ve sorumlulukları oturtması ve aksatmadan yerine getirmesi gerçekten çok zor. Ama birçok çift, büyük fedakarlık ve beceri ile bunların üstesinden gelebilmektedir. Ama bu arada küçük bir şeyi ihmal etmektedir: Birbirlerine zaman ayırmayı…

Yıllardır, eşinin kendisine zaman ayırmadığından yakınan çiftlerle görüşüyorum. Ya da birbirlerine zaman ayıramadıklarından dolayı ilişkileri zarar görmüş ama bunun farkında olmayan çiftlerle çalışıyorum. Onlara verdiğim ilk ve en önemli tavsiye birbirlerine zaman ayırmaları.

Gerçekten çoğu çift, sabah kalkıp koşarak işe yetişiyor. Akşam bitap halde eve geliyor. Akşam yemeği telaşı, çocuklarla ilgilenmek ve ev işleri derken, kalan vakti biraz televizyon izlemeye ve ardından uykuya ayırıyorlar. Bütün hafta aynı tempoda sürüp gidiyor.

Bir danışanım son birkaç yıllarını özetleyen koşuşturmayı anlattıktan sonra “Gün 24 saat. Ancak bu kadar oluyor. YAPACAK BİR ŞEY YOK!” demişti. Eşi de başıyla onu onaylamıştı.

Gerçekten yapacak bir şey yok mu?

Bana hangi sıkıntıyla başvurmuş olurlarsa olsunlar, çalıştığım çiftlerin tümünü, kendilerine birlikte geçirecekleri bir zaman dilimi ayırmaları için teşvik etmeye çalışıyorum. Ancak en az haftada bir kez ayrılması gereken bu zaman dilimini; rahatsız edilmeden, yarıda kesilmeden mutlaka baş başa geçirmeliler. Çünkü birlikte düzenli olarak geçirecekleri bir-iki saat, uzun vadede ilişkinin ihtiyaç duyacağı taze kanı sağlayacak onlara.

Bu zaman dilimini düzenli olarak ayırmaz, her hafta planlamazlarsa, yaşamın kendisi, kendiliğinden bu fırsatı onlara sunmayacak. Ve bir bakacaklar ki baş başa zaman geçirmeyeli, sohbet edip birbirinden keyif almayalı yıllar olmuş. Ve her geçen sene çiftin arasındaki mesafe giderek daha da büyümüş.

Bırakın gerekiyorsa ev işleri biraz beklesin, bu ay arabayı bakıma götürmeyin, ya da çocuklar bu hafta sonu anneannelerinde kalsınlar. Siz eşinizle ne zamandır baş başa kalmadıysanız, bırakın dünya kendi etrafında dönmeye devam etsin, siz birbirinize sadece bir-iki saat ayırın. Sizi temin ederim ki dünya dönmeye devam edecek…


“Birlikte Geçireceğiniz Özel Zamanlar Yaratın” Konusu için Örnek Çift: Duygu-Sadi Çifti


O gün ilk seansta, Duygu ve Sadi ile karşılaştığımda her ikisi de çok neşeli kişiler gibi gelmişti bana. Duygu yüzünde kocaman bir gülücükle girmişti odaya. Kocası Sadi de, ilk beş dakikadan sonra seansta gürültülü kahkahalar atmaya başlamıştı. Birlikte keyifli bir seans, hatta bir terapi süreci geçireceğimize inanmıştım. Tanışma sorularına verdikleri esprili cevaplar bu inancımı daha da güçlendirdi. Ama yarım saat sonra oda, kara bulutlarla kaplanmış haldeydi. Terapinin sürdüğü aylar boyu, Duygu ve Sadi’nin seansları karanlık içinde geçti.

Duygu 47, Sadi ise 45 yaşındaydı. Biraz geç evlenmiş ve dolayısıyla geç çocuk sahibi olmuşlardı. “Dokuz yıldır evliyiz ama 17 yıldır beraberiz” demişti Sadi, “evlenmeden önce de birlikte yaşıyorduk”. “Sonra gerçek bir aile olmaya karar verdik” diye ekledi Duygu. Evlilik kararını çocuk istedikleri için verdiklerini düşündüm. Emin olmak için sordum “Gerçek aile olmakla kast ettiğin şey çocuk mu?” “Evet” dedi Duygu. “Gerçek bir aile olmak için evlenip, bir an önce bir çocuk yapmaya karar verdik. Ama iki çocuğumuz oldu.” O anda henüz seansın ilk yarısındaydık. Yani henüz üzerimize kara bulutlar çökmemişti. Sadi keyifle güldü. “Evet, bir yıl içinde dört kişilik gerçek bir aile olduk.”
Sekiz yaşındaki ikiz kızlarını anlatmaya başladılar. Neşe içindeydiler… Kızlarının nasıl şeker, nasıl bıcır bıcır olduklarını allandıra ballandıra anlatıyorlardı. Tatlı kızlarıyla vakit geçirmekten nasıl keyif aldıklarını, kızlardan birinin nasıl baskın diğerinin ise sessiz olduğunu, aynı zamanda birbirleriyle tatlı bir rekabet içinde olduklarını uzun uzun anlattılar. Sonra yavaş yavaş kızlarını çok yönlü ve iyi yetiştirmek için nasıl çabaladıklarını anlatmaya geçtirler. Her iki kızın ilgi ve beceri alanları farklıydı. Yoğun bir program dahilinde; birini bale ve piyanoya, diğerini tiyatro ve tenise götürüyorlardı. Aynı zamanda kızlara “İngilizce” ders aldırıyorlardı. Ne de olsa yabancı dil çok önemliydi.
İkiz kızlardan biri oldukça sosyaldi. Çok arkadaşı vardı. Hafta sonları arkadaşlarıyla mutlaka bir programı olurdu. Onun için kurs çıkışında onu gideceği yere (genellikle AVM’lere) bırakmak ve birkaç saat sonra geri almak gerekiyordu. Diğer kızın sayıları az olsa da çok yakın birkaç arkadaşı vardı. Sık sık arkadaşlarını eve çağırır veya onların evine gitmek isterdi. Dolayısıyla onu da baleden sonra arkadaşına bırakmak ve geri almak ya da evde ne yapacaklarını tüm detayıyla organize etmek gerekirdi.
Hep beraber evde olduklarında çocuklarını ihmal etmeyen bir çift olmakla övünmeyi, tabi ki ihmal etmediler. “Çocuklar yatana kadar hep birlikte zaman geçiririz” dedi Duygu. “Onların hoşuna gidecek oyunlar oynarız ve çocuk filmleri izleriz”. Sadi ekledi “mutlaka her akşam derslerine yardım ederiz, çantalarını beraber hazırlarız”. Sanırım ne kadar iyi bir ebeveyn olduklarını duymak istiyorlardı. Bu isteklerinde de, son derece haklıydılar. Ama benden bunu duyamadılar.

Özetle, çok yoğun olan iş yaşamlarından arda kalan zamanı ikisi de tümüyle kızlarına ayırıyorlardı. İlk yıllarda bocalasalar da, kısa sürede kızların sorumluluğunu paylaşmayı öğrenmişlerdi. Bunun için ilk akla gelen formülü uygulamış ve oldukça başarılı olmuşlardı. Kızların birinin sorumluluğunu biri, diğerininkini de diğeri üstleniyordu. Kimsenin yükü diğerinden fazla değildi. Bu çok adil bir yöntemdi. Sadi bunu söylerken keyifli bir kahkaha daha attı ve “üçüzümüz olsa ne yapardık bilemiyorum” dedi.

Üçüzleri olsa ne yaparlardı ben de bilemiyorum. Ama ikizleri olduğundaki durumu görüyordum. Kırkına yaklaşmış iki kişi evlenmiş ve bir yıl sonra ikiz kızlarının doğumuyla; hem çift, hem de bireysel yaşamlarını tümüyle kaybetmişlerdi. Daha önce zevk aldıkları hiçbir uğraşa vakit ayıramaz haldeydiler. Birlikte bir şey yapmaya da vakitleri olmuyordu. Süper ebeveyn olmaya kafayı öyle bir takmışlardı ki, çift olmayı unutmuşlardı. Ta ki, bana gelmeye karar verdikleri o sabaha kadar.

O Cumartesi sabahı yine erkenden kalmış ve kızların günlük programlarına kendilerini adamaya hazırlanmışlardı. Beklenmedik bir şey oldu ve kızlardan ikisinin de kursu peş peşe iptal oldu. Tam o sırada Sadi’nin ablası telefonda kızları ne kadar özlediğinden yakınıyordu. Kursların iptal olduğunu öğrenince onlarla vakit geçirmek için hızla plan yaptı ve yarım saat sonra kızları almak için kapıdaydı. İkizler halalarıyla birlikte geçirilecek alış-veriş dolu bir günü kısa tutmak istemediler ve sosyal programlarını da iptal ettiler. Hala kızlarla kapıdan çıktığında her şey normal gibiydi. Ama sadece 10 dakika sonra Duygu hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Sadi de boş boş duvara bakıyordu. Ellerinde, “kızlar için yapılması gerekenlerle dolu bir günlük program” olmadan kalakalmışlardı. Sekiz yıldır böyle bir günleri olmamıştı.

“Neyse ki kısa sürede toparlandık” dedi Sadi. Kendimize geldik ve hemen internete girip bir çift terapisti araştırmaya başladık. “Ve işte, iki gün sonra buradayız” diye ekledi Duygu.

O gün seansa geldiklerinde yeniden bir çift olmaya ilk adımı atmışlardı. Ama ikisi de çok yorgun görünüyordu. İlişkiden yorgunlardı diyemiyorum çünkü ortada ilişki falan kalmamıştı. Neyse ki, artık sadece tatlı ikiz kızlarının anne ve babası olmamaya kararlıydılar.
Karanlık ve zorlu bir yolda aylarca yürümeleri ve daha da yorulmaları gerekti. Ama birkaç ay sonra kara bulutlar dağılmaya başladı. Yeniden kendilerine vakit ayıran, baş başa vakit geçiren mutlu ve neşeli insanlar olmaya başladılar. Kızlarını hala çok seviyor ama onlarla daha az vakit geçiriyorlardı. Kızlar da hallerinden şikayetçi değillerdi.

Zamanı gelmişti. Onlara “bence siz çok iyi bir ebeveynsiniz” dedim. Ve bu doğru zamanlamadan dolayı kendimi takdir ettim.
.

.